Günah Keçisi Kapitalizm – Kavramlar: Demokrasi

1 Comment

democracy

Bugün ikinci bir kavrama açıklık getireceğiz. Demokrasi, günümüzde anlamca biraz şişmiş bir kelime. Bu şişmeye bağlı olarak da herkesin kafasında farklı bir demokrasi tanımı mevcut. O yüzden fazlalıkları atıp, kelimenin kökünden yola çıkmak en iyisi. Demokrasi ilk defa milattan önce 5. Yy. da Atina Şehir devletlerinin yönetimini tanımlamak için kullanılmıştır. Yunancada Demos (Halk ) ve Kratos( Güç) kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Halkın Yönetimi anlamına gelir. Demokraside Halk direk veya dolaylı yollardan kendi yönetiminde söz sahibidir.

Günümüze gelirken Demokrasinin semeri epey bir ağırlaşmıştır. Bugün Demokrasi denildiğinde halkın temsil kabiliyetini arttırdığı düşünülen yapıları içerisinde buluruz. Bunlar çok partili sistem, sivil toplum kuruluşları, parlamenter yönetim sistemleridir. Bunların dışında, İnsan hakları, hukuk önünde eşitlik,düşünce özgürlüğü gibi  modern devletin gereği olan, fakat demokrasi kelimesinin anlamıyla pek alaka kurulamayacak kavramların yüklendiğini de görürüz. Bu ekstra anlamların gelmesi Demokrasi kelimesine, bir ideoloji muamelesi yapılmasına sebep olmuştur. Bugün Demokrasinin bütün partilerin isminde olması, ve politikacıların ağzından düşmemesi bu sebepledir.

Demokrasi Bir İdeal midir ?

Halkın yönetime katılmasının bir ideal olamayacağı açıktır. Bir ideal’in içerisinde yer alabilecek, o idealin sağlanmasına yardım edecek araçlardan biridir. Nitekim, Başbakan demokrasiyi kafasında oluşturduğu ideal için kullandığını açıkça söylemiştir ! Demokrasi, yani artık kullanacağımız anlamıyla Halk İrade’si, her zaman iyi sonuçlar doğurmayabilir. Hitler ve Mussolini seçimleri gayet demokratik yollardan kazanmışlardır. Çoğunluğun bir köpeğe aslan demesi, o köpeği aslan yapmaz. Doğrular çoğunluğun yargısından bağımsızdır. Ki tarih özellikle bilim alanında genellikle bunun tam tersinin olduğunu göstermiştir.

Yukarıda söylediklerimden, herkesin oyunun eşit olmaması gerektiğini düşündüğüm, ya da devleti halkın değil belli bir zümrenin ( aristokrasi) yönetmesini istediğim çıkmasın. ( Aysun Kayacı’ya hak vermiyorum.) Herkesin oyu eşit olmalıdır. Ancak güç dengeleri bozulduğunda, gücün halktan gelmesinin pek bir önemi yoktur. 🙂 Yanlış ideoloji altında, Demokrasi Totaliterizme çok kolay geçiş yapar… (Örnek mi ? gerek var mı ? :))

Demokrasi neyle iyi gider ?

Balığın ve Birey haklarını koruyan hukukun yanında çok iyi gider. Burada dikkat edilmesi gereken nokta birey haklarıdır. Temel birey hakları, Can güvenliği, Mülk güvenliği ve Özgürlüktür. Eğer bir Ülkedeki Hukuk Sistemi bu hakları her bir birey için, her bir azınlık için, her bir zümre için ayrı ayrı koruyorsa o ülkede demokrasiden korkmaya gerek yoktur. Aslına bakarsanız, bu haklar korunduğu müddetçe, toplumun her kesimin siyasete katılmak istemesini beklemek,  garip bir düşüncedir. Tabi, Hukuk siyasi iktidardan tam bağımsız olmalıdır. Siyasi iktidarın çoğunluğu elde ettiği durumlarda, yasa yapıcı yetkisini kullandığı vakit, bahsettiğim Can, Mal ve Özgürlük ( Düşünce, başka özgürlüklere müdahale etmeden uygulama özgürlüğü..vs.) kavramlarının değiştirilmesi engellenmelidir. Anayasanın değişmez ilkeleri bunlar olmalıdır. Pardon bizim değişmez ilkelerimiz neydi ?

Türkiye’de demokrasi var mıdır ?

Vardır. Her ne kadar seçim barajından dolayı yarım kabul edilse de vardır. Seçim barajı indirildiği takdirde birkaç partinin daha meclise girmesi, veya AKP’nin tek başına kanun çıkartacak koltuk sayısını kaybetmesinin bir anda ülkeye Özgürlük, Gelişme ve Mutluluk getirmesini beklemek ise hayaldir. Asıl sorun Anayasa ve Hukuk sorunudur. Bu sorunu da ancak LİBERALİZM felsefesini bilen genç bireyler aşabilirler.

Devam Edecek..

Kalın Sağlıcakla;

Günah Keçisi Kapitalizm ( Bölüm -1- Kavramlar: Faşizm)

Leave a comment

Oppression

Bu günkü konumuz Gezi Parkı olayları sırasında ve sonrasında toplumun genelinde görünen çeşitli kavram karmaşaları . Direnen herkes kabul edecektir ki, bu olayların meydana gelmesindeki asıl sebep BASKI. İstenilen şey de ÖZGÜRLÜK. Ancak BASKI’nın nereden kaynaklandığıyla ilgili  binbir çeşit algı var. Bu algıların çoğu dünya geneline yayılmış klişelerden gelmekte. O yüzden bu algıları netleştirmek adına, kavramların içini doldurmak adına bu yazıyı yazma gereği duydum.

İlk Önce FAŞİZM’den başlayalım. Faşizm kelimesi Latince fasces kelimesinden gelir. Bir baltanın etrafına bağlanmış saman demetidir. Kısaca demettir. Bu balta sembolu Antik Roma döneminde Magistrate’ları ( seçilmiş yönetici diyelim) koruyan Lictor’ların ( Bir çeşit koruma polisi diyelim) sembolüdür. Buradaki sembolizm birlikten kuvvet doğar prensibidir. Bir tek dal kolay kırılır ama birlikte olduklarında kırılmaları zordur. Bu prensip ne kadar zıt gösterilmeye çalışılsa da Sosyalizm ve Komünizmin yapı taşlarından biridir.

 Ancak günümüze kadar Faşizm kelimesinin yaptığı yolculuk uzundur. Ve yol boyunca üzerine yüklenen anlamlar sonucu nagatif bir kelimeye dönüşmüştür. Türkçe’ye Fransızcadan geçmiştir ve genel olarak IRKÇILIĞI ifade eden bir kelime olmuştur. Bunun dışında Otoriter yapılara da Faşist denilmesi, yaygındır. Bu kavramların gelişmesinde şüphesiz Hitler Almanya’sının rolü büyüktür.

O zaman Kelimenin içini doldurmak adına, yaptığı yolculuktaki bütün anlamları aynı potada eritmek, anlam karmaşasını ortadan kaldırabilir. Günümüzden geriye doğru gittiğimizde bunu daha iyi becerebiliriz. İlk önce ırkçılığı içine almak gerekir, burada bahsettiğimiz ırkçılık  sadece etnik kökenlere dayalı üstünlüğü değil, aynı zamanda din mensubiyeti, cinsiyet gibi kavramlarıda dahil edebileceğimiz bir tanımdır. Özetle, İnsan’ın rasyonel olmayan şekilde ayrıştırıldığı her durum, Faşizm’in içerisine dahil edilebilir.

Faşizm’in içerisine katmamız gereken bir diğer kavram ise Otoriterliktir. Otoriter olmayan bir yapı, yukarıda bahsettiğim ayrımcılıkları korumada başarılı olamaz. Siyasi sistemlerde Otoriterliğin artması için, en önemli şey ise GÜÇ’tür. Gücün nereden alındığının ise pratikte bir anlamı yoktur. Güç demek Devletin sahibi olmak demektir. Ne kadar çok Devlet , O kadar güç demektir. Gücün kaynağının halkın iradesine dayandırılması, veya tamamen askeri kaynaklardan gelmesi arasında pratik bir fark yoktur. Güç herzaman Güçtür.

O zaman Faşizmin içerisine koyduklarımızı tekrar sıralarsak Güçlü,Otoriter,Farklı Seslere müsade etmeyen bir devlet görürüz. Bu Tarz bir devlet yapısı, toplumu bütün dişlileri birlikte hareket edebilen bir makineye dönüştürür. Bütün dal parçaları işlerini yaptıkları takdirde, Otoriter gücün istediği yönde bir gelişme hızla sağlanabilir. Dünya Tarihinde, özellikle askeri alanda hızla yükselmiş Almanya ve Rusya Faşizm’in en güzel Örnekleridir.

Alman Faşizm’i ile Rus Faşizm’i arasında küçük detaylar dışında hiç bir fark yoktur. Cümleyi Alman Sosyalizm’i ile Rus Sosyalizm’i arasında diye de değiştirebiliriz. Almanya’nın oluşturduğu Nasyonel Sosyalist Parti’ye ve dava’ya gönülden bağlı, Özel girişim gibi görünen şirketlerin ve lafta serbest piyasanın varlığı Almanya’yı kapitalist bir ülke yapmayacağı gibi, Rusya’nın ırkları ortadan kaldıran entarnasyonel sosyalizm’i , Rusya’yı daha az faşist yapmaz. SSCB’de özellikle Din bu baskıdan kaçamamıştır. Bugün gasp diye adlandırdığımız, Özel mülkiyetin ortadan kaldırılması da, faşizm değil de nedir ?

Eğer Faşizm’in karşında duracak bir ideoloji aranıyorsa, bu ideolojinin adı Liberalizmdir. O nedenle sokaklarda Faşizm’e karşı omuz omuza duranlar için, bireysel güçlerini başka kollektivist yapıların boyunduruğuna vermek, tekrardan faşizmle sonuçlanacaktır. Hayır, Söyleyeyim dedim 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Devam edecek…