Sevan Nişanyan ve İmar Üzerine

Leave a comment

sevan

Bu memlekette her seçim döneminde gecekondulara tapu dağıtıldı. Bu memlekette şehrin göbeğinde son kalan ormanın içine yapılan, kaçak gökdelenlere ruhsat verildi. Bu memlekette ruhsatında kaçak olmayan, ama inşaatının malzemesinde pek çok kaçak olan, binalar çöktü. Yüzbinlerce insan mecburiyetten aldıkları bu binaların altında can verdi. Adına “İMAR” denilen hırsızlık oyununda, nice rüşvetler verildi, alındı. Bunlardan sorumlu olan insanların çoğu dışarda. Peki, Sevan Nişanyan neden içerde? Üstelik şimdi ikinci bir cezaya çarptırılarak Buca kapalı cezaevine nakledildi.

Tanımayan, bilmeyen için söylüyorum. Sevan Nişanyan bu memleketteki duruşu sağlam, çok az adamdan biri. Benim kendisiyle kitapları, yazıları aracılığıyla tanışmam biraz geç oldu. Ama arayı kısa zamanda kapattım. Bu ülke hakkında aklımı kurcalayan, mantığımla uymayan ne soru varsa, yanıtını onda buldum. Böylece, neden içeride olduğunun yanıtını da vermiş oldum sanırım. Sevan Nişanyan bu yanıtları verdiği için içerde. Doğruları söyleyerek herkesin kanına dokunduğu için. Onu savunacak sadece bir avuç insan kaldığı için. Belki birazda inatçı olduğu için…

Ama kağıt üzerindeki suçu, kaçak bina yapmak. Şirince’de Matematik köyünü inşa ederken, kendi arazisi üzerine küçük bir bina yapıyor. Bina kaçak sayıldığı ve yıkmayı reddettiği içinde hapis cezası alıyor.  Şimdi gelelim bu yazının asıl konusuna. Sevan Nişanya’nın inadının arkasındaki özgürlük duruşuna. O binayı yıksa veya yurtdışına kaçsa bugün hapiste olmayacaktı. Hatta bu yüzden, gereksiz kahramanlık gösterdiğini düşünen çok insan var. Bu insanların anlayamadıkları bir şey var. İnsan kendini özgürlük idealine kaptırmaya görsün. Yaptığı her hareketi sorgular. Eğer davranışları, düşünceleriyle tutarlılık göstermiyorsa acı çeker. Bu çelişkiyi önlemek için, gerekirse hapsi göze alır.

Buradan sonra o düşünceyi anlatacağım. Neden “İMAR” hırsızlıktır? İmar yasaları olmayan bir ülkede hayat nasıl olur? Sorularının cevaplarını arayacağım.

İmar

İmar demek sizin mülkünüzün kullanımının, siz gönüllü olduğunuz için değil, sadece imar yasaları olan bir ülkede doğma gafletinde bulunduğunuz için sınırlandırılmasıdır. Üstelik sizin için var olan bu sınırlandırmanın, rüşvet verebilecek bir başkası için ortadan kalkabilmesi, inanılmaz adaletsizliklere sebep olmaktadır. Bu saçma duruma halk arasında genellikle “ Kapitalist Düzen” adı verilmesine karşın, kapitalizm ve serbest piyasa ile yakından uzaktan alakası yoktur. Çoğu insan bu durumun düzeltilmesi için, daha iyi uygulanan imar yasaları ve sıkı denetimlerin gerekli olduğunu düşünür. Devlet görevlilerinin rüşvet alması engellenmeli ve imarlar hiçbir zaman değişmemelidir. Serbest olursa çok kötü şeyler olur…

Acaba öyle mi olur?

Türkiye’nin 783.562 km² yüzölçümü ve 74.000 milyon nüfusu, kişi başına yaklaşık 10.000 m² (1 hektar) toprak sağlar. Ama nüfusun büyük bir bölümü, özelliklede şehirlerde yaşayanlar 50 m² alan içerisinde yaşamaktadır. Bu durum biraz ironiktir. Çünkü insanlar kendi oluşturdukları devlete verdikleri yetkiler yüzünden, bu sınırlara mahkum olmuşlardır.

Bir an için aklınıza Özel mülk olan tüm arazilerin üzerinden, imarın kalktığını getirin. Aklınıza ilk gelen şey hemen yanı başınıza bir gökdelen dikileceği, değil mi? Bütün manzaranız kapanacak veya müstakil bir evdeyseniz, gökdelenden sizi gözetleyecekler. Ama bu dediklerim şu anda zaten oluyor…

Her şey arz ve taleple alakalıdır. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, Ankara’nın İç Anadolu’nun ortasında, köyden hallice bir kasaba olduğunu hepimiz biliriz. 1920’lerin başında sıfırdan kurulan bir başkent’in bugünkü keşmekeşe nasıl dönüştüğünü anlamak aslında o kadar zor değil.

Şimdi gelelim esas argümanımıza. Örneklerine Amerika’nın kuruluşunda biraz rastlasak da, tamamen serbest bir imarın hüküm sürdüğü bir modern çağ devleti yok. Eski çağlarda toprak mülkiyetini üzerine bir çit çektiğiniz veya ev yaptığınız arazi üzerinde elde ediyordunuz. Ama bizim düşünce deneyimiz günümüzle ilgili. O yüzden, hayal edeceğimiz sadece özel mülkün üzerindeki imarın kalktığı bir toplum. Haydi başlayalım…

İmarsız Dünya

1200 TL. ‘ye kiraladığınız Stüdyo dairenizin içinde uyanıyorsunuz. Kahve makinanız ötmeye başlıyor. Kalkıp bir fincan kahve dolduruyorsunuz. Kapıdan, kapıcının bıraktığı gazeteyi alıyorsunuz. Gözünüz manşette bir yudum kahve alıyorsunuz. Ağzınızdaki kahve şimdi gazetenin üzerinde. İMAR KANUNU kaldırıldı !!! Manşetin altındaki yazıda, emlak fiyatlarının yerlere indiği, krizin kapıda olduğu, bu durumun acayip bir kaosa neden olacağı söyleniyor.

Gerçekten de öyle oluyor. İçinde oturduğunuz evin fiyatı 300.000 TL’den 20.000 TL’ye iniyor! Hem de sadece 1 haftada! Önümüzdeki günlerde uzmanlardan açıklamalar dinliyorsunuz. İnşaat sektörü durmuş durumda, her yere gökdelen yapılabilecekken hiçbir yere yapılamaması dikkat çekiyor. Çünkü artık her araziye ev yapılabiliyor. Gökdelen yapmanın inşaat maliyeti çok yüksek, ama artık karlı değil.

İmar krizinin etkileri daha geçmeden 2 ay sonra ikinci bir devrim daha gerçekleşiyor. Devlet arazileri de dahil olmak üzere yol yapımı ve ağaç dikimi serbest bırakılıyor. Bundan sonra yolları devlet yapmayacak!! İkinci bir panik dalgası halka yayılıyor. İnsanlar yolların bakımsız kalacağından endişeli…

Aradan 1 yıla yakın zaman geçiyor. Krizin etkileri biraz azalmasına rağmen, inşaat sektörü halen durgun. Ancak yeni duruma kendini adapte eden şirketlerde peşi sıra kuruluyor. Şehir yaşantısından sıkılan aileler, yaşlılar birer birer şehrin etrafında aldıkları arsalara yaptırdıkları evlere, kooperatiflere taşınmaya başlıyorlar. Evlerin çoğu tek katlı ve geniş bahçeli. Taşınanların ilk yaptıkları iş kendi arazileriyle birlikte, etraflarındaki devlet arazilerine ağaç dikmek. Daha sonra ana yollara ulaşım için yol yapmak. Yeni kurulan yol şirketleri bu konuda çok kalıcı çözümler sunuyor. İyi şirketler kooperatiflerin tercihi haline geliyor.

Aradan 3 yıla yakın zaman geçiyor. Su ve elektrik işi biraz sıkıntılı geçti. Onu söylemeyi unuttuk tabi, yollarla beraber devlet su, elektrik, kanalizasyon falan işlerinden de elini eteğini çekti. Özel girişimlerin bu sorunlara çözüm bulması gecikmedi. Güneş ve rüzgar enerjileri her yerde boy gösteriyor. Su arıtma sistemleri, kuyular, yağmur havuzları yeni iş kolları oluyor.

Aradan beş yıl geçiyor. Sistem iyice oturmuş durumda. Tamamen serbest olmasına rağmen kimse gidip şehir dışındaki villaların ortasına gökdelen dikmiyor. Eski şehir merkezleri daha çok iş merkezlerine dönüşmüş durumda. Tek bir odak yerine daha geniş alanlara yayılmış pek çok merkez oluşmakta. Evler, İşyerleri alışveriş merkezleri arasındaki mesafeler artmış olmasına karşın, ulaşım eskisinden çok daha kolay ve trafiksiz…

Son Söz

Yukarıdaki hikâye size gerçek dışı gelmiş olabilir. Mantıksal veya kurgusal hatalar da olabilir. İşler belki bu kadar yolunda gitmez. Ama ortada bir gerçek var. Bugün de işler yolunda gitmiyor. Siz aldığınız küçücük dairenin kredisini ödeyeceğim diye, çabalayıp dururken, Belediyeler önce arsaları topluyor, sonra yolları geçiriyor ve en son da bölgenin imarını değiştiriyor. Çalışarak hayat boyu kazanılamayacak paralara, 1-2 yılda emlak rantı sayesinde sahip oluyorlar. Siyasi iktidara yakın olanlar da bu fırsatları kaçırmıyor, hatta parayla kendileri yaratıyorlar. Bunun adı da AKILLI yatırım veya ÖNGÖRÜ oluyor.

Bunu önlemek için yapılacak tek şey var. Kendi ellerimizle verdiğimiz yetkiyi geri almak. Kendi mülkümüz üzerindeki denetimimizi geri kazanmak. İnsanlar artık Devletlerin altında eziliyor. İşleri yürütme vekaleti, giderek yönetmeye dönüşüyor. Bir şirket CEO’su olması gereken başbakanlar, tekrardan Krallara dönüştü. Bu sistemde bir yanlışlık var.

Kendi evrimini bile doğadaki özgürlüğe borçlu olan insanın, özgürlükten bu kadar korkmasına anlam veremiyorum. Bugün İnternetime dokunma diyorsak, yarın İmarıma dokunma diyebilmeliyiz. Bunun sağı solu yok. Özgürlük tektir ve ancak onu istemesini bilirseniz gelir.

Ve tabi ki son olarak, Sevan Nişanyan ve tüm kurbanı olmayan suçlardan içerde yatanlar için ÖZGÜRLÜK…

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Memleket

Leave a comment

Cash-bribe

Japonya’dan yeni geldim. Neler gördüm, neler… Bol resimli, uzun bir yazı önümüzdeki günlerde gelecek, ama ondan önce şu son durum hakkında birkaç kelam etmesem olmazdı. İçimi dökmez isem güzel bir yazı yazamam hem…

Yolsuzluk bu memlekette her zaman oldu. Bundan sonra da hangi parti gelirse gelsin olmaya devam edecek. Hele 12 sene iktidarda kalan bir partide, bunun olmaması garip olurdu. Devlet’in kelime anlamı zaten haksız kazanç demek! Vergiler gibi yasal olanı var. Rüşvet gibi yasal olmayanı var. Kurbanın razı olduğu var, birde olmadığı var :). Son yaşanan olaylarda sorun yolsuzluk değil, zaten. AKP’nin sonunun başlamış olması.

Gezi olaylarına yol açan baskıcı tutum ve hatalar silsilesi bu sonu hazırladı. Roboski,Reyhanlı,Yaşam Tarzı,Mavi Marmara,Hırant Dink….vs. ‘nin sonucu. Batan gemiden ilk atlayanın kurtulma şansı daha yüksek. Ana akım medya dümenini çoktan döndürdü. Sıra Cemaate gelmişti, onlarda atladı gemiden.

Eee her atlayan, eteklerindeki taşları döküp atlıyor. Sonradan ağırlık yapmasın diye.

Bu saatten sonra Feto beddua okumuş. Sen onların inlerine girmişsin pek fark etmez. Amerika’nın, Avrupa’nın parmağı olsa da fark etmez. Yarayı sen açtın. Ee birileri gelip kaşıyacak tabiki.

Asıl şimdi önümüzdeki dönem çok kritik. Türkiye tam bir geçiş dönemine girecek. AKP 12 yılda Türkiye’de konuşulmayanların konuşulmasını sağladı. CHP’nin bile kendi içinde dönüşmesine yol açtı. Pek çok konuda görevini tamamladı ve şu anda kendini imha ediyor.

Eğer CHP içindeki ulusalcıları temizlerse, BDP ile anlaşabilirse, kısacası biraz daha liberal bir hava yakalayabilirse Önümüze farklı bir pencere açılabilir. Birde üstüne Avrupa birliğine kapağı atarsak…:)

Fazla mı umutlandım ne? 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Not: Sevan Nişanyan iki yıl hapis cezası aldı. Güya kaçak inşaat yüzünden. Arada kaynadı gitti, ses getirmedi. Ben buradan Devlete sesleneyim. Sevan Nişanyan gibi bir adamı, düşünceleri yüzünden içeri tıkarsanız. Başınıza dışarıda olduğundan daha fazla bela açar söyleyeyim… 🙂