Let’s Rideee

Leave a comment

Evet, V-strom’la ilk gezi yazımı yazıyorum. Pazartesi günü benim Off-günüm. Kıskananlar olabilir ama uzun zamandır Pazartesi sendromu yaşamıyorum ben 🙂 . Oğlan da okulda olduğundan, bütün günü kendime ayırabiliyorum….Tamam, tamam sustum kızmayın 🙂 . Ben gezime döneyim…

Bu aralar havalar iyi gidiyordu ancak Pazartesi, Ankara epey soğuk ve yağmurluydu. Ama motora binme aşkı ile yanıp tutuşan ben, buna pek aldırış etmedim. Saat 10:00 gibi hazırlıklarımı yapıp yola koyuldum. Motora alışana kadar ilk geziler kısa mesafelere yapılmalı diye düşündüğümden,  istikamet olarak Çubuk-Karagölü seçmiştim. Internet’ten okuduğum kadarıyla Pazar günleri mangalcıların istilasına uğrayan Karagöl’ün Pazartesi daha sakin olacağını da düşünmüştüm. Düşüncemde fazlasıyla haklı çıktım. 🙂

Karagöl’ün yolu Çubuktan sonra epey virajlı. İlk parkur olarak biraz yanlış bir seçim oldu. Havanında kötü olması yüzünden Çubuk’tan Karagöl’e 1 saat civarında geldim. Gelirken de epey üşüdüm, zira buralarda Kar olduğu gibi duruyor !

Göle vardığımda, tamamen buz tutmuştu. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Tesis kapalıydı. ( Açık olacağını düşündüğümden, yanıma yemek almamıştım. ) Resimlerde gördüğünüz arkadaşım karşıladı beni. Sanırım o da yemek almış olmamı tercih ederdi. 🙂 . Motoru çamurun içine park ettikten sonra, beraber gölün çevresinde tura çıktık. Karagöl düşündüğümden daha küçükmüş, gölet demek daha doğru olur bence..

Küçük olmasına rağmen, etrafındaki ağaçlarla güzel bir manzara oluşturuyor. Bol bol fotoğraf çektim. Sanırım, güzel karelerde yakaladım. Takdir sizin…Doğa henüz uyanmaya başlamamış ama Derin uykuda da değil. Yatakta hafif hafif kıpırdanıyor. Kuşlar cıvıldıyor, güneş vuran yerlerde karlar eriyor, Buzlar çözülüyor…

Bütün bu güzelliğe gölge düşüren ise etraftaki çöpler ve mangal külleri…Bakımsızlık ve sahipsizlik Karagöl’ün bütün cazibesini öldürüyor. Ankara’ya bu kadar yakındaki bir doğa güzeliğinin, en hassas şekilde korunması gerekirken, böyle terk edilmesi insanı derinden üzüyor. İnsana Yeryüzünün vebasının kendisi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor…

Doğanın sağaltıcı etkisini almış tarafım mutlu, bakımsızlığı gören tarafım ise üzgün ayrılıyor Karagöl’den. Dönüşte Çubuğun meşhur turşusunu da almadan dönmüyorum tabiki. Karagöl yolunun başındaki Tadım turşuları gayet başarılı..tavsiye ederim.

 Evin kapısını açtığımda Sinem “ Hah, geldin mi ? “ diyor. Belli ki  merak etmiş. 🙂 eee ne de olsa şeytan icadına biniyoruz…

 Ben ise koltuğa seriliyorum. Yüzümde bir sırıtma ile…

 Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Susurluk Tostu’nun Peşinde

5 Comments

Bir haftasonu daha geldi ve ben yine Balıkesir’de kaldım. Oysa bu haftasonu Ankara’ya gitmeyi planlamıştım. Malesef askerlik plan dinlemiyor:). -B-  celbi katılış muayneleri için görevlendirildim. Ama “her kötü durumun birde iyi tarafı vardır, yeter ki bakmayı bilin” felsefesine inanan biri olarak; cuma akşamından kendime bir “Kahvaltı Planı” hazırladım. Bu tarz planları hazırlarken motosiklet kullanma hevesimin de etkisi olduğu söylememe gerek var mı? bilmiyorum:))

Yazlığımızın Altınoluk beldesinde olması nedeniyle 20 yıldır gelip geçeriz Susurluk’tan. Neredeyse her geçişimizde bir mola verilir. Yolun kenarındaki tesislerde, Susurluk Tostu ve Ayranı yenir, içilir. (Şöför ayran’dan muaf tutulur:). Yolu uzatmamak maksatlı şehrin içine girilmez. Girilmez ama yeme içme söz konusu olduğunda, yol kenarı tesislerden ziyade yörenin meşhur yemeğini şehir içinde , hemen herzaman , daha iyi yapan salaş bir yer vardır.

Bakalım Susurluk Tostu içinde bu kural geçerlimiymiş diye Cuma akşamı biraz internette gezindim.  Tost ile ilgili bulduğum yazılar, deneyimler hep yolun kenarındaki daha önceden bildiğim yerler ile ilgiliydi.” Biraz fazla abarttım herhalde bu tost işini, alt tarafı bir tost” diye düşünmeye başlamışken; Ekşisözlükte bir entry garajların oradaki kahvelerden bahsediyordu. “Yolun kenarındaki tesisler hikaye! burda bir yiyin” diyordu.  Gerekli motivasyonu alan ben sabah 8:00 ‘de koyuldum yola….

Susurluk şehir merkezine gelince gözüme kestirdiğim bir Susurlukluya hemen bu tost işini sordum. “En iyisi nerde yenir? ” dedim. Biraz sohbet, muhabbet , nerelisin falan ” Gel, benimle” dedi. Beni  hakikaten garajlarda bir kahveye götürdü. Kahve sahibine ” Ankaradan, misafir haa, sırf tost yemeye gelmiş” diye de tembihledi:). İki kaynaktan doğrulanınca oturdum; başladım beklemeye tostumu.

 

Şimdi yorumlara sıra geldi. Madde madde anlatayım.

1- Hakikaten, Susurlukta bu güne kadar yediğim en iyi Tost.

2- Orjinalinin üzerine salça sürülüyormuş, başka yerde bunu görmedim.

3- Karışık olanda kullanılan sucuk “Yanturalı sucukları”, kendisi yörenin en iyi sucuğu daha önceki tecrübelerimden biliyorum.

4-Biraz utanarak söylüyorum:) 2 tost,2 ayran yedim.

Önemli olan yolda olmaktır, giderken bastığın yeri görmektir. ” Fren yapın, durun ve Susurlukta gerçek bir tost yiyin ama acele etmeden!! ” diyorum.Ve beni gidiş,geliş 80 km yolu, sırf bir tost için Susurluğa getiren motoruma teşekkür ediyorum.

Bir dahaki gurme seyahatimde görüşmek üzere :))) sağlıcakla kalın…