“ Kafayı koşuyla bozdun sen! ”

Leave a comment

224

Hadi hadi utanmayın söyleyin, yakınlarım zaten söylüyor. Kafayı koşuyla bozmuşum 🙂 . Yemeyip, içmeyip koşuyormuşum. İnstagram’dakilere gına gelmiş. Ya kitap okuyormuşum, ya da koşuyormuşum. Haaa, bir de müsliden nam-ı değer “oatmeal” ‘den bıkmışlar. Valla ne söylesem boş. Haklılar. Haklısınız… Bu koşu işine iyice kafayı taktım. Ama asıl soru şu “ Kafaya takmadan, Maraton koşulabilir mi?”

Hedefimin maraton olduğunu en baştan söyledim. Ama sanırım Maraton’un nasıl bir şey olduğunu söylemeyi unutmuşum. 42 kilometre koşmanın ne manası var? Yani ben sürekli 10 kilometre koşup, derecemi daha iyiye getirmeye de çalışabilirim. Neden hedefim Maraton? Ve hatta ötesi Ultra-Maraton. Neden benim için süre değil, daha çok mesafe önemli biraz ondan bahsedeyim bugün.

Bu arada 91 kilodayım, araya 1 haftalık tatil girdi, öksürüklü bir hastalığa yakalandım o yüzden koşular biraz aksadı. Yemeklerde biraz kaçtı. ( bkz. İnstagram) En kısa zamanda programa girmiş olurum.

Gelelim maratona… Bence maraton fiziksel bir spor değil. Eğer amaç bitirmekse ve süre sizin için önemli değilse, tamamen Zihinsel bir yarış. Hiçbir yetenek istemiyor. Tek koşul hasta olmamak. Onun dışında tek yapmanız gereken 42 kilometre koşabilecek, daha doğrusu vücudunuzu 42 kilometre koşmaya hazırlayabilecek iradeye sahip olmanız. Yavaş yavaş ama emin adımlarla hedefe doğru ilerliyorsunuz. Uzun ve sancılı bir yol ama ödülü olan tavizsiz disiplin anlayışı, sizi her geçen gün başka bir insana dönüştürüyor.

Maraton yolculuğu gerçek manada bir içsel yolculuk ve ben yolda olmayı seviyorum. Motosiklete binerken gittiğin yer önemli değildir. Önemli olan yolculuğun kendisidir. Koşmakta bundan farksız. Maraton koştuğum zaman önüme yeni bir hedef koyacağımı biliyorum. Ama şimdilik hedefime emin adımlarla ilerlemenin keyfini çıkarıyorum. Koşmanın tadını çıkarıyorum.

Büyük işler, büyük disiplin gerektirir. Eğer yaşamımın ilerisinde büyük bir iş başarabilirsem, belki geriye dönüp bu yazıda bahsettiğim disiplini tekrar ele almam gerekir. Belki neden-sonuç ilişkisi, zamansal paradoksta tersine dönmüş olur. 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Hayvanca, Pek Hayvanca

4 Comments

o-MARTIN-RICHARD-BOSTON-MARATHON-BOMBINGS-VICTIM-570

Ne mi hayvanca olan ? Amerika’da ki bombalama olayı  sonrası, gazetelerin yorum yazılarında, sosyal medyada okuduklarım. Sokakta kulak misafiri olduklarım. Amerika’nın İsrail’in Ortadoğu politikalarını gerekçe göstererek, saldırıyı haklı bulan sözler!! Aynı zihniyet Ortadoğu’da katledilen binlerce çocuk için söyleniyor…” Büyüseydi, terörist olurdu zaten…”

Benim isyan ettiğim, kaldıramadığım ve hayvanca olan… Bir çocuğu, olduğu şeyin dışında ; sadece çocuk ; dili, rengi, ırkı olmadan bir ÇOCUK olarak göremeyen beyinler… sizleri kimler yetiştirdi ? sizler kimleri yetiştireceksiniz ?
Bir çocuğun ölümüne üzülemeyen bir zihin, nasıl da sakat kalmıştır ! Nasıl ? Kim ? almıştır onun içinden, kendi türünün bebeğine, acıMAMAyı ? Kim, çıkarmıştır onun içinden ? empatiyi…

Eğitimcilere söylüyorum, bırakın artık sınavları, matematiği, ” Üniversite sınavı, Türkiye’nin gerçeği ” geyiklerini. Biri çıksın desinki ” Biz insan yetiştiriyoruz, ne eksik ne fazla ! ” . İnsanlara ihtiyacı var dünya’nın.

Okumuş hayvanlar bir işe yaramıyor…

Kalın Sağlıcakla;

“The human psyche has two great sicknesses: the urge to carry vendetta across generations, and the tendency to fasten group labels on people rather than see them as individuals.”

Richard Dawkins