Neden Koşuyorum? Why I Run?

Leave a comment

ready-runner

Koşmak ve daha ötesine geçmek, içinde yaşadığım ülkede, dünyada başkalarının müdahalesi olmadan yapabildiğim tek şey. Vücudum ve benim aramda gerçekleşen tam anlamıyla adil bir takas. Dünya’da soyu tükenmekte olan, arayıp bulduğum nadir bir tür koşmak ve koşan insanlar. Koşmanın vergisi yok, yağması yok, komisyonu yok, aracısı yok…

Aklımın bizden ayrıldığı, beni bulabildiği noktası koşmak. Aynı zamanda insanlıkla en fazla bağı hissettiğim nokta. John Galt’ın ütopyasına en yakın hissettiğim.

42 kilometre koşmak mı delilik bu dünyada, yoksa koşmamak daha delice. Devlet vergi alabilir mi kaslarıma giden oksijenden? Polis su sıkabilir mi ateş basan yüzüme? Soluksuz tırmandığım yokuşta vücudum; derimin rengine, inançlarıma bakar mı?

Bu yüzden koşmak özgürlük işte. Dünyanın düzeninde seni dibe çekmeye çalışanların ulaşamayacakları tek şey. Koşmanın üzerinde hiçbir silahları yok onların. Sen ilerledikçe sadece bakabilirler. Kıskançlıktan çıldırabilirler veya senden etkilenip koşmaya başlayabilirler. Ama seni asla durduramazlar.

Vücudun ve Ben’in arasında olan bu takas ancak taraflardan biri vazgeçtiğinde biter. Vücudun adil ticaretin kurallarını iyi bilir, eğer sende kuralları bilirsen başka hiçbir şeyde bulamayacağın hazzı bulabilirsin.

İşte bu yüzden koşmak benim için duygusal bir eylem değil, bir içgüdü değil. Bütün mantığımla tutunabileceğim bir sığınak. Sağduyunun tekrar yeryüzünde hüküm süreceğine olan umudum. Eğer olurda bir gün koşmayı bırakmışım, bilin ki mantığa olan inancımı yitirmişim…

Kalın Sağlıcakla;

Why I Run?

Running and going beyond is the only thing i can do in this country and in this World without the intervention of others. A fair trade between my body and myself. Running and runners are a rare species in the edge of extinction that I’ve found in this World. Running has no taxation, no looting, no commission, no middleman…

It is my state of mind that separates me from ‘WE’ and finds myself. But at the same time, i feel most connected to the humanity. It is the time that i feel most close to the John Galt’s utopia.

Is running 42 kilometers insane in this World, or is not to? Can government put a tax on the oxygen that goes to my muscles? Can Police fire the water cannon to my burning face? Does my skin color or my faith matter when i am out of breath on the hill?

That is why running is freedom. The only action in this World that cannot be reached by others who try to pull you down. They have no weapons on running. They can only look as you progress. They may get mad from jealousy or may be inspired by you. But they can never stop you.

This trade between your body and yourself can only be canceled when one of the parties quits. Your body knows the Essentials of fair trade; if you learn them too you may find the satisfaction nowhere to be found.

That is why running is not an emotional action for me. Not an impulse. It is a haven that i can hold on to with all my reason. A hope, that one day reason will domain in this World. If i ever quit running, know that i have given up my reason…

Take care;

Reklamlar

Runatolia

Leave a comment

Uzun bir kış arasının ardından, 2015’in ilk koşusu Runatolia ile yine beraberiz. Aslında Yarışsız geçen süre 3 ay kadar ama bana sanırım çok geldi. Koşu atmosferini özlemişim. Antalya’da bizi sağ olsun meşhur yağmurlarıyla karşılamak yerine, güneşli bir havayı tercih etmiş. İçimiz ısındı. Ama bu güzel havanın oğlan hasta olduğu için tam tadını çıkaramadık. Şu sıralar tüm Türkiye’yi kırıp geçiren gripten Arda’da nasibini aldı. Gittik geldik, hala tam toparlamış değil. Boşuna denmiyor, her işin başı sağlık diye. İnsanın evladı hasta olunca, yediği yemek boğazına diziliyor, 21 kilometre koşup aldığı madalyanın da pek önemi kalmıyor. 🙂

Ama ruh halimi bir kenara bırakırsak, bugüne kadar katıldıklarımın içinde dört dörtlük bir organizasyon olarak yerini aldı RUNATOLİA. Su ve yemek istasyonları sorunsuz ve gayet iyi organizeydi. Dilimlenmiş portakaldan, Icetea’ye kadar enerji desteği mevcuttu. T-shirtler gayet kaliteli ve hoş renkliydi. Sponsorlardan New Balance’a tebrikler. Parkur derseniz, Antalya’nın en güzel manzaralarını sunuyordu. Turistlerin özellikle keyif aldığını düşünüyorum. Ayrıca dümdüz olmasından sebep hiç zorlanmadan yarı-maratonu tamamladım. Hatta beklentimin altında 2 saat, 7 dakikalık bir sürede bitirdim. İlk defa katıldığım Runatolia, eski adıyla Runtalya bundan sonra hiç kaçırmayacağım bir koşu olarak takvimimde yerini aldı. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Uzun zamandır yazmadığımdan biraz da önümdeki hedeflerden bahsedeyim. Artık yarı-maraton rahat koşabildiğim bir mesafe oldu ama gözümü Maraton’a henüz çevirmedim. Maraton’dan önce bu seneki büyük hedefim, Türkiye’de ilk defa düzenlenecek olan IRONMAN triatlon yarışı. Organizasyona yine Antalya ev sahipliği yapıyor, hem de en sevdiğim otellerden GLORİA bünyesinde. IRONMAN dedim ama aslında IRONMAN 70.3 yani yarı IRONMAN. 2 Km yüzme, 80 Km bisiklet ve sonunda 21 km koşu. Ekim ayına kadar yoğun bir şekilde bu olaya hazırlanacağım. Tabi arada düzenlenecek koşulara da katılarak…

Kalın Sağlıcakla;