Kapitalizm vs. Komünizm ( Devam)

Leave a comment

SocialLoafing-700x410

Bugün, bir ideal olarak Komünizme meyledişimizin arkasındaki bilinçaltı durumları, duygusal yanları sorgulayacağız. Her şeyi, genetik üzerinden açıklamaya çalışan, dış etkenleri göz ardı eden bilimsel yaklaşıma karşı olmakla birlikte, uzun süre ( Uzun derken, evrimin işleyeceği derece uzun süre) tekrarlayan davranışların beynimizin evriminde rol aldığına da katılmadan edemiyorum. Yani, Avcı-Toplayıcı dönemlerimizden gelen bazı davranışlar, bilinçaltlarımızda birtakım izler bırakmışlar. Bunlara belki de beynimizin BUG’ları diyebiliriz. Bu hataları öğrenmek, özellikle duygusal ve içgüdüsel davranışlarımızı daha iyi sorgulayabilmemizi sağlayabilir. Belki, idealleştirdiğimiz politik sistemleri de…

Özellikle Avcı-Toplayıcı zamanlarımızdan kalan bir özellik olan,  Toplum Bankası, bugün sosyalist davranışlarımızın temelini oluşturmaktadır. Bu davranışı iyice anlamak için, o zamanları gözümüzde canlandırmalıyız. En ufak bir çiziğin ve ayak burkulmasının ölümle sonuçlanabileceği, gruptan kopmanın yırtıcılara yem olmak anlamına geldiği dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde, Av da tokluk ve ölüm arasındaki sınırdır. Avcının yakaladığı avı tek başına tüketmesi mümkün değildir. Bu noktada gruptaki diğer arkadaşlarının mideleri bir banka, bir buzdolabı işlevi görür. Bu sayede hayatta kalma şansını arttırır. Günü geldiğinde, kendisi de bu bankadan kredi çekebilecektir. Bu durum grup içerisinde yer alan tüm bireyler için geçerlidir ve ortak faydanın, kabile kültürünün doğmasına sebep olmuştur. Bu davranış biçimi pek çok hayvan sürüsünde de gözlenebilir.

Bu davranışın bir diğer türü de “ Sen benim sırtımı kaşı, bende seninkini “davranışıdır. Maymun topluluklarında görülen bu davranışta, maymunlar sırtlarındaki bitleri kendi başlarına temizleyemediklerin, birbirlerine yardım ederler. İnsan toplulukları da zaman içerisinde bu davranışın daha gelişmiş örneklerini sergilemişlerdir. Örneğin mağara girişinin kapatılması gibi işleri beraber yapmaya başlamışlardır. Ortak Fayda anlayışı kabile kültürünün değişmezleri arasında yer almıştır.

Ancak, Avcı-Toplayıcı dönemlerinde Enerjinin Korunması da çok önemlidir. Çünkü tehlikelerden kaçmak için hızlı koşmak, hızlı koşmak içinde enerjiye ihtiyaç vardır. Muhtemelen bu noktada grupça yapılan işlerde kaytarma, yani enerjiyi koruma davranışı da bu noktada ortaya çıkmıştır. Kabileye daha az katkı yapanlar, daha fazla aldıklarında enerjinin korunması açısından mantıklı bir davranışta bulunmuş olurlar. Maximilian Ringelman, atlar üzerinde yaptığı çalışmada, bir arabayı çeken iki atın, tek bir atla aynı enerjiyi harcamadığını keşfetmiş, bundan yola çıkarak insanlar üzerinde bir deney yapmıştır. İp çekme üzerindeki bu deneyde 3 kişilik grup %85 kapasite ortaya koyarken, grup sayısı 8’e çıktığında bu oran %49 a düşmüştür. Bu duruma, bilimde Sosyal Gevşeme denilir. 🙂

Genler açısından bakıldığında, en fazla aktarılan genin bir taraftan paylaşırken, bir taraftan da kendini çok yormayan ( dönem için akıllı sayılabilecek) bireylerinki olması muhtemeldir. İnsan toplulukları genişledikçe, bu sosyal gevşeme durumunun fark edilmesi zorlaşmıştır. Ancak, bu gevşeme davranışından farklı davranan bireyler, toplum içinde sivrilmeye başlamışlardır. İşte bu noktada fazla çalışmanın, risk almanın getirileri de ortaya çıkmaya başlamıştır. Mülkiyet kavramı, uzmanlaşma ve ticaret yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır.

Komünizm idealinin temelinde, toplumdaki her bireyin topluma aynı istekle aynı şevkle bağlanması, çalışması ve sadece gerçek ihtiyaç durumunda toplumdan bir şey talep edeceği hayali kurulur. Bu hayalin gerçekleşmesi ise İnsan kendi genleri arasındaki çatışmayı çözmeden mümkün değildir. Bir tarafta toplum bankacı genlerimiz, bir tarafta sosyal gevşek olanlar. Ancak içgüdülerimize yenik düşmememizi sağlayan beynin bir başka kısmı da var. Rasyonel aklımızın evrimleştiği Frontal Korteksimiz. Onun söyleyeceklerini daha sonra dinleyeceğiz…

Kalın Sağlıcakla;

Gelecek bölümde Komünist ideal ve Teknolojik Gelişme

Reklamlar

Günah Keçisi Kapitalizm Bölüm -2- Kapitalizm vs. Komünizm

1 Comment

capcom

Aslında karşılaştırdığımız idealler Liberalizm vs. Sosyalizm olmalıydı. Ancak, toplum nazarında bu iki kavramda yumuşatılmış olarak algılandığından, yani yeterince liberal veya sosyalist olunmadığından en uç noktalardaki felsefelerden, bugünkü yaşamımıza gelmeyi daha doğru buldum. Bu tümden gelim yönteminin, detayların yakalanmasında farklı bir bakış açısı sağlayacağı fikrindeyim. O yüzden Kapitalizmi en vahşi haliyle yani Laissez-faire ( Bırakınız Yapsınlar) Kapitalizmi haliyle, Komünizm ’de… (well 🙂 ) Komünizm haliyle ele alacağız.

Komünizmi bir yönetim şekli, bir siyasi akım olarak ele almadan önce bir felsefe olarak incelemekte yarar var. Komünizm felsefesinin temelinde bütün insanların EŞİT olduğu fikrinin yattığı yanlıştır. EŞİT olan İNSAN olma kavramıdır. Etnik köken, Renk, Dil falan gibi saçmalıkların bir ayrışma unsuru olarak kabul etmez. Ancak insanların fiziksel ve zihinsel olarak birbirlerinden farklı olduğunun elbette ki farkındadır. Fiziksel üstünlük kısmı zaten çoktan önemini yitirmiştir. O halde, yapılmak istenen zihinsel olarak üstün insanların diğerlerinin üzerinde baskı kurmasının önlenmesi midir? Cevap bu da değildir. Komünizm, İNSAN’IN kendisini bir hücre olarak gördüğü durumdur. İnsanın birey kimliğini yitirdiği ve kendisini bir ÜSTVARLIK olarak gördüğü ( Nietzsche buna Übermensh der.) durumdur. Yani kendisini İNSANLIK olarak gören İNSAN idealidir.

İnsan vücudundaki tüm hücreler birbirinden farklıdır ve birbirlerine göre, görece üstündür. Ancak bu hücrelerin mükemmel bir uyum içinde işleyişi, İnsanı canlı tutar. Hücreler, asla işten kaytarmaz, görevleri neyse onu yaparlar. Bu uyum karşılığında da varlıklarını sürdürürler. İşte Komünizm İnsanların hepsinin ne iş yapabildiklerinden ( kapasitelerinden) bağımsız olarak tek bir özelliğiyle ilgilenir. Bu özellik BENCİL olmamalarıdır. Bu özellik hali hazırda olmadığından, Komünizm bir ütopya olarak görülür. Ancak pek çok insan bu ütopyaya yaklaşıldıkça insanlığın iyiye gideceğine inanır. SSCB gibi denemelerin düştüğü durum, Komünist felsefede insanlığın buna hazır olmamasına addedilir.

Komünizm Felsefesinde DEVLET kavramı yoktur. Çünkü toplumun bütün bireyleri ne yapacaklarını, nasıl davranması gerektiklerini, toplumdaki rollerini zaten bilirler ve bu rollerin dışına çıkmak gibi bir istek duymazlar. Bu iş değiştiremezler demek değildir. Sanatla uğraşan biri, gidip yarın mühendis olabilir. Tek olay yaptığı işten alacağı karşılığın ne iş yaptığına bağlı değil, ihtiyacına göre olacağıdır. Sistemin çok hassas bir yapısı vardır. Bir insanın ihtiyacı olandan fazlasını talep etmesi veya alması durumunda sistem dengesizleşir. Tıpkı kanser hücresi gibi yok edilmesi gerekir. Aksi takdirde vücudun çöküşüne sebep olur. Bu tarz sistemleri günümüzde Narin veya kırılgan ( FRAGİLE ) olarak tanımlamak mümkündür. Kırılgan bir sistem aynı zamanda STATİKTİR. Yani mevcut durumu korumaya odaklıdır.

Komünizm Felsefesine bu açılardan bakıldığında, erişilmesi gereken bir ideal olarak görmek kolaydır. Sanki insana huzur sağlayacakmış gibi görünür.  Vaat ettikleri bizi cezbeder. Bir sonraki kısım da, komünizme meyledişimizin genetik kökenlerinden bahsedeceğiz…

Devam Edecek…