İfade Özgürlüğü

Leave a comment

Charlie Hebdo saldırıları bir kez daha ülkemizde kafaların ifade özgürlüğü ile ilgili ne kadar karışık olduğunu gösterdi. Bu sebeple çoğunlukla kendimi ifade ettiğim yer olan bu blog’dan, bir iki kelime yazmak şart oldu.

Bir şeyin özgürlüğünden bahsedilecekse öncelikle o şeyin ne olduğunu bilmek çok önemli. O yüzden İfade ne demek oradan başlayalım. İfade bireyin diğer bireylerle iletişime geçmek istediğinde kullanabileceği yöntemdir. Yazmak, çizmek ve konuşmak zaten bildiğimiz, alışık olduğumuz ifade biçimleri. Ama Müzik de , moda da ve hatta şiddet te bir ifade biçimidir. İçimizdekinin dışa vurumudur.

Peki özgürlüğü istenilen “İfade” şiddet içerikli olabilir mi? Hemen herkesin katılacağı gibi OLAMAZ. Neden olamayacağı ise herkesin es geçtiği bir kural yüzünden. Sonuna eklenen “Özgürlük” ekinin doğası buna izin vermiyor. Çünkü eğer izin verirse kendi içinde bir paradoks oluşturur. Daha basitçe ,başkasının Canına, yani en değerli mülküne zarar vermiş olur. İşte bu kavramın dışında kalan her şey, ifade özgürlüğü içerisinde değerlendirilmelidir. Çünkü ifade, özgür olduğu, konuşulabildiği, tartışılabildiği oranda şiddete dönüşmez. Şiddet ancak sözün bittiği yerde başlar.

Şimdi gelelim “Kutsala Dokunma” mantığına. Yani güncel örnek olarak Charlie Hebdo’nun karikatürüne. İstediğiniz kadar alınabilirsiniz, gücenebilirsiniz ama sizin kutsalınız sizi bağlar. Ve eğer yapılan eleştiri, dalga geçme, hakaret size karşı GERÇEK bir fiziksel saldırı başlatmıyorsa İfade Özgürlüğü içerisine girer. Başlatıyorsa adı Nefret Suçu (HATE CRIME) olur. Örnek verelim…

Diyelim Ankara’nın köyünde bir grup insan Elmadağ’a tapıyor. Kendilerini Elmadağ’ın yarattığına inanıyor. Her yıl dağ için törenler düzenliyorlar falan. ( Halkın bir kesiminin benimsediği kutsal değer) Bende bu konuyla ilgili bir yazı yazdım ve dağa tapmalarının çok mantıksız ve komik olduğunu savundum. Hatta hoş bir ifade olmasa da bu insanlara APTAL bile dedim. Köylülerde bana çok gücendiler dava açtılar. İfade Özgürlüğünün olduğu bir ülkede, benim bu mahkemeden ceza almadan çıkmam gerekir.

Ama yukarıda yazdığım gibi değil de, biraz daha farklı bir yazı yazdım. Yazımda, Elmadağ’a tapanların Türkiye’den sürülmeleri gerektiğini, hatta daha da ileri gidip yakılmaları gerektiğini savundum. Köylüler beni dava etti. Özgürlük temelli bir hukuk sistemi olan bir ülkede, bu yazdıklarımla Nefret Suçu işlemiş olurum ve Mahkeme en azından bana tazminat ödetir. Çünkü yazdıklarım, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede köylülere karşı gerçek bir fiziksel tehdit oluşturabilir. Galeyana gelen halk o köyü gerçekten yakabilir. Bunun gerçek hayattaki örnekleri Almanya Yahudileri, Osmanlı Ermenileri, Rumlar, Almanya’da yaşayan gurbetçi Türkler, Türkiye Alevileri….. vs…

Şimdi dönüp memleketimize bakarsak İfade özgürlüğü adına çok az şeyin tolare edilebildiğini, ama çoğunluğun her gün, her saat “Nefret Suçu” işlediğini görebiliriz. Buna çanak tutan otoriter bir hükümetimiz ve kanunlarımız var. Bu kanunlar ve Otorite AKP hükümetiyle gelmedi. Onlar sadece mirasın üzerine eklediler. Kendi mağduriyetlerini kolayca unutarak.

İşte Çoğunlukların hemen her platformda sürekli “Nefret Suçu” işlediği ama cezasız kaldığı. Kendini ifade etmeye çalışanların, hatta kendini “VAR” etmeye çalışanların asla cezasız kalmadığı bir ülkede, “BEN CHARLI HEBDO’YUM” demek…. İhtiyacımız olan işte bu !

Kalın Sağlıcakla;

 

 

Reklamlar

Foyasız Da Parlak

Leave a comment

diamonds

Sokaklardaki direniş, şimdilik duruldu. Durulmasındaki en büyük etken, direnen insanların Erdoğan’dan daha sağ duyulu olması. Eli sopalı mollalar sokağa çıkınca, aklı selim insanlar evlerine geri döndüler. Tabiki, direniş sona ermedi. Hergün yeni kahramanlar çıkıyor ortaya. DURAN ADAM.. kendi başına bir yazı konusu. Pasif direnişin, dünya çapında bir fenomene dönüşecek ismi…

Ama ben bugün, Gezi parkı bize neleri gösterdi, neleri öğretti onlardan bahsetmek istiyorum. 20 günde Türkiye’de neler değişti.

Foya, elmasın daha parlak görünmesi için altına koyulan gümüş yaprağın ismiymiş. Elmas yerinden çıkınca aslında o kadar da parlak olmadığı anlaşılırmış. ” Foyası ortya çıktı ” deyimi de buradan gelirmiş.

En çok foya başbakanın altına koyulmuş sanırım. Gerçi bu elmas ( kimilerine göre ! yanlış anlaşılmasın:) ) düşünce altından çıkan şeye foya demek biraz hafif kalıyor. İçinde bir canavar varmış ! desek daha doğru. Neredeyse iç savaş başlatacaktı. Ondan sonra Gül geliyor sanırım. Başlarda hafif bir yumuşatma girişiminde bulundu, sonra Köşkte kaybolduğuna dair söyletiler çıktı. Bizlere Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik olduğunu bir kez daha gösterdi. İngiltere’de olsa Kraliçe daha çok açıklama yapardı.

Medya’ya gelince bu memlekette ulusalcı kanallar ve gazeteler dışında, hükümetten korkmayan en ufak bir kurum olmadığını gördük. Yandaş olduklarını biliyorduk ama bu kadar olduğunu tahmin etmiyorduk ( En azındankendi adıma). Özellikle Ferit Şahenk’in foyasını iyice gördük. Fatih Altaylı‘nın gazetecilikle en ufak bir alakası olmadığını gördük.

Twitter’da takip edilen, şarkıcıların, türkücülerin, sanatçıların, yazarların foyalarını gördük. Gezi parkında susan herkesin, parlaklığını her geçen gün yitirdiğini gördük.

Peki bu kadar foya görününce ne oldu ?

Sahte ışıltılarını yitiren elmasların içinden gerçek olanlar öyle bir parladı ki….

Ali Koç’u gördük. Divan’ın kapılarını açarken.. Mehmet Ali Alabora’yı gördük, en önde direnirken.. Sırrı Süreyya Önder’i gördük, Polis’in karşısına dağ gibi dikilirken.. Boyner’i gördük, tam sayfa “ÇIK” ilanı verirken.. Çarşı‘yı gördük, herkesin yükseleni olurken 🙂 …

İsimsiz kahramanları da gördük, Kırmızılı kadını, TOMA’nın karşısında kollarını açan kızı, Yaralılara yardım eden doktorları, gözaltına alınanlara koşan avukatları ve daha sayamadığım pek çoklarını

Bir de bir İdea gördük, bütün siyasal foyaların arasından, en çok parlayan…

Adı ÖZGÜRLÜK…

Kalın Sağlıcakla;