Protesto

Leave a comment

polis-eylemci

Nedir?  Bir duruma veya bir olaya aksi yönde tepki göstermektir. ODTÜ’deki protesto edilen olay nedir ? AKP iktidarıdır. Aynı Protestolar, izinli yada izinsiz ülkenin pekçok yerinde yapılmış, ve yapılmaya devam etmektedir. Protesto toplu yapılan bir eylem olduğundan, provakasyona açıktır. Ancak işin içinde siyaset varsa , biraz daha açıktır. Yani Hayvanseverlerin protestolarında pek molotof kokteyli, taş falan atılmaz. ODTÜ ‘de atılmıştır. Atılması da beklenmektedir.

Atılmasını, Poliste beklemektedir. Polis neden beklemektedir ? Atsınlarda, bahanemiz olsun, birkaç fotoğraf çekelim. Yüzleri bağlı, elinde molotof olan adamları basına verelim. Arkada kalabalık bir grup, öne çıkmış elinde molotof olan bir adam, toplumda herzaman terörist muamelesi görür. Sonra, gelsin gaz bombaları, gelsin coplar, gelsin gözaltılar…. “Biz çocukları buraya okumaya gönderiyoruz, onlar ne yapıyorlar” , ” Sizin yetiştirdiğiniz, öğrenciler buysa ” diyerekten, gelsin toplum algısı…

Atılmasını Marjinal gruplar da beklemektedir. Neden beklemektedir ? Polis bize bir güzel dalsa, bizde kafası kırılan arkadaşların fotoğraflarını çeksek, basına versek. Polis vahşetini göstersek. Direndiğimizi göstersek. Devrimciliğimizi göstersek. Mağdur olsak… Sonra Mualefet bunu kullansa…vs.

Şimdi, eğri oturup doğru konuşalım. Ortada bir algı savaşı var ve bu algı savaşını İktidar daha iyi yönetiyor. Diğer bütün üniversiteler hemen ODTÜ’yü dışladı. Kınama yazıları yayınlamaya başladılar. ODTÜ cesur bir hamleyle, öğrencilerin arkasında durdu. Ama bu duruş’un hitap ettiği kesim belli… Alacağı sonuç belli.

Üniversite

Üniversite kökenini , Antik Yunan’dan alır. Felsefe tartışılan yerdir. Aristo ve Platon’un tartışmalarıyla başlamıştır. Yani, temelinde Özgür Düşünce yatar. Karşında kim olursa olsun, ne söylerse söylesin, ne düşünürse düşünsün ; Ona sadece ve sadece düşünceyle, akılla, sözle cevap verilen yerdir.

Eğer, üniversitenin içerisine şiddet girerse, niteliğiyle çelişir. Üniversitenin içerisine herhangi bir baskı girerse niteliğiyle çelişir. Üniversite öğrencisi ne yapamaz ? Gelen konuşmacıya yumurta atamaz ! Taş, Molotof kokteyli gibi şeyler hiç atamaz. Karşıt görüşteki gruplarla çatışamaz. Bunları yapıp, adına da “EYLEM yapıyoruz. Siz teorisyenler ne yapıyorsunuz ! ” diyemez.

Peki ne yapabilir ?

Pankart açabilir. Toplanıp, istediğini protesto edebilir. Salonu terk edebilir.Saçını mora boyatabilir. Başına örtü takabilir.  Bas bas bağırıp Ateizmi savunabilir.Ne isterse düşünür, Ne isterse söyler. Ne isterse okur… Eğer bu dediklerimi yapamıyorsa, veya yaptığında şiddet görüyorsa. Polis ağzını kapatıyorsa. Copluyorsa. Biber gazı sıkıyorsa. O ders gördüğü yerin adı artık Üniversite değildir. Orası artık Meslek Okuludur. O yaşadığı ülkede de  ÖZGÜRLÜK yoktur.

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

PEN

Leave a comment

A free press can, of course, be good or bad, but, most certainly without freedom, the press will never be anything but bad.”

Albert Camus

1921 yılında Mrs. Dawson Scott tarafından Londra ‘ da kurulan, Türkiyede ise 1950 yılında Halide Edip Adıvar’ın katkılarıyla hayata geçirilen PEN isimli bir organizasyon var. Bu organizasyonun en önemli özelliği dünya çapında düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan tek kurum oluşu. PEN dünyanın neresinde olursa olsun bir yazarın sansüre,baskıya, hapse atılmaya karşı sesini duyurabileceği bir organizasyon. Türkiyedeki ayağının gelişimi ise biraz sancılı. 80 askeri darbesinden sonra kendini fes eden PEN’in, Aziz Nesin’in önderliğinde yeniden kurulması 1988’i bulmuş.

Bizim gibi yazarlarını hapse atmaya, katletmeye pek meraklı bir toplumda, emekleye emekleye bügünlere kadar gelmiş. Avrupa birliği katılım sürecinde,Kültür Programı tarafından desteklendiğinden , son yıllarda biraz daha aktifleşmiş durumda.

Şimdi PEN’den neden bahsettim diye soracak olursanız, yanıtı basit. Günün birinde burada ters birşeyler yazarsam arkamı kollayacak tek kuruluş olduğunu bilin, haber verin diye.:) Her zaman, bu kadar uslu duracağımın garantisini veremiyorum!. Ee şu sıralar bütün gazeteciler, yazarlar da içerde.  Tarafsız yada patronunun hükümetle işi olmayan gazete, televizyon da kalmadı. Gerçek bilgiye ulaşmak için tek yol internet kaldı. ( O da bol sansürlü, ayrı)(Long live Open DNS!). Hani diyorum bloglara dadanırlarsa….

Gerçi, Türkiye’nin hakkını yememek lazım. Dünyanın pekçok yeriyle kıyaslandığında özgür bir hayat yaşıyoruz. Yeri geliyor en çılgın fikirler bile ortaya atılabiliyor. Mesala geçen gün bir ilahiyat profesörü televizyona çıkıp ” Dekolte giyen kadın, tecavüzü meşru kılar” diyebildi!!!. Kimse de adamı hapse atmadı, yada ceza vermedi. Düşünce özgürlüğümüz var, var aslında da…kullanmasını bilene.

PEN  gibi kuruluşlara ihtiyacın kalmadığı bir Türkiye dileğiyle…