Günah Keçisi Kapitalizm ( Bölüm -1- Kavramlar: Faşizm)

Leave a comment

Oppression

Bu günkü konumuz Gezi Parkı olayları sırasında ve sonrasında toplumun genelinde görünen çeşitli kavram karmaşaları . Direnen herkes kabul edecektir ki, bu olayların meydana gelmesindeki asıl sebep BASKI. İstenilen şey de ÖZGÜRLÜK. Ancak BASKI’nın nereden kaynaklandığıyla ilgili  binbir çeşit algı var. Bu algıların çoğu dünya geneline yayılmış klişelerden gelmekte. O yüzden bu algıları netleştirmek adına, kavramların içini doldurmak adına bu yazıyı yazma gereği duydum.

İlk Önce FAŞİZM’den başlayalım. Faşizm kelimesi Latince fasces kelimesinden gelir. Bir baltanın etrafına bağlanmış saman demetidir. Kısaca demettir. Bu balta sembolu Antik Roma döneminde Magistrate’ları ( seçilmiş yönetici diyelim) koruyan Lictor’ların ( Bir çeşit koruma polisi diyelim) sembolüdür. Buradaki sembolizm birlikten kuvvet doğar prensibidir. Bir tek dal kolay kırılır ama birlikte olduklarında kırılmaları zordur. Bu prensip ne kadar zıt gösterilmeye çalışılsa da Sosyalizm ve Komünizmin yapı taşlarından biridir.

 Ancak günümüze kadar Faşizm kelimesinin yaptığı yolculuk uzundur. Ve yol boyunca üzerine yüklenen anlamlar sonucu nagatif bir kelimeye dönüşmüştür. Türkçe’ye Fransızcadan geçmiştir ve genel olarak IRKÇILIĞI ifade eden bir kelime olmuştur. Bunun dışında Otoriter yapılara da Faşist denilmesi, yaygındır. Bu kavramların gelişmesinde şüphesiz Hitler Almanya’sının rolü büyüktür.

O zaman Kelimenin içini doldurmak adına, yaptığı yolculuktaki bütün anlamları aynı potada eritmek, anlam karmaşasını ortadan kaldırabilir. Günümüzden geriye doğru gittiğimizde bunu daha iyi becerebiliriz. İlk önce ırkçılığı içine almak gerekir, burada bahsettiğimiz ırkçılık  sadece etnik kökenlere dayalı üstünlüğü değil, aynı zamanda din mensubiyeti, cinsiyet gibi kavramlarıda dahil edebileceğimiz bir tanımdır. Özetle, İnsan’ın rasyonel olmayan şekilde ayrıştırıldığı her durum, Faşizm’in içerisine dahil edilebilir.

Faşizm’in içerisine katmamız gereken bir diğer kavram ise Otoriterliktir. Otoriter olmayan bir yapı, yukarıda bahsettiğim ayrımcılıkları korumada başarılı olamaz. Siyasi sistemlerde Otoriterliğin artması için, en önemli şey ise GÜÇ’tür. Gücün nereden alındığının ise pratikte bir anlamı yoktur. Güç demek Devletin sahibi olmak demektir. Ne kadar çok Devlet , O kadar güç demektir. Gücün kaynağının halkın iradesine dayandırılması, veya tamamen askeri kaynaklardan gelmesi arasında pratik bir fark yoktur. Güç herzaman Güçtür.

O zaman Faşizmin içerisine koyduklarımızı tekrar sıralarsak Güçlü,Otoriter,Farklı Seslere müsade etmeyen bir devlet görürüz. Bu Tarz bir devlet yapısı, toplumu bütün dişlileri birlikte hareket edebilen bir makineye dönüştürür. Bütün dal parçaları işlerini yaptıkları takdirde, Otoriter gücün istediği yönde bir gelişme hızla sağlanabilir. Dünya Tarihinde, özellikle askeri alanda hızla yükselmiş Almanya ve Rusya Faşizm’in en güzel Örnekleridir.

Alman Faşizm’i ile Rus Faşizm’i arasında küçük detaylar dışında hiç bir fark yoktur. Cümleyi Alman Sosyalizm’i ile Rus Sosyalizm’i arasında diye de değiştirebiliriz. Almanya’nın oluşturduğu Nasyonel Sosyalist Parti’ye ve dava’ya gönülden bağlı, Özel girişim gibi görünen şirketlerin ve lafta serbest piyasanın varlığı Almanya’yı kapitalist bir ülke yapmayacağı gibi, Rusya’nın ırkları ortadan kaldıran entarnasyonel sosyalizm’i , Rusya’yı daha az faşist yapmaz. SSCB’de özellikle Din bu baskıdan kaçamamıştır. Bugün gasp diye adlandırdığımız, Özel mülkiyetin ortadan kaldırılması da, faşizm değil de nedir ?

Eğer Faşizm’in karşında duracak bir ideoloji aranıyorsa, bu ideolojinin adı Liberalizmdir. O nedenle sokaklarda Faşizm’e karşı omuz omuza duranlar için, bireysel güçlerini başka kollektivist yapıların boyunduruğuna vermek, tekrardan faşizmle sonuçlanacaktır. Hayır, Söyleyeyim dedim 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Devam edecek…

Reklamlar

Türban Belki Faydalı Bir Araçtır

Leave a comment

hjab

Ne işe yarar hiç düşündünüz mü ? Özellikle Türkiye’de ne işe yarar. Üniversiteye Türbanıyla girmek isteyen kızın, derdi şeriat getirmek mi bu ülkeye ? Ne kadar Dindar olduğunu mu göstermek istiyor sizce. Yoksa var olabilmesi için tek şansı mı ?

Türkiye’nin büyük bir bölümü muhafazakar, dindar, ataerkil ailelerden oluşuyor. Böyle bir ailede doğduysanız, ailenizin değerleri sizin üzerinize geçer. Bütün çocuklar görerek ve deneyimleyerek öğrenir. İlerleyen yıllarda insan kendisini, yeniden tanımlama şansı yakalasa da, geçmişin izlerini atmak zordur. Aynı kural, toplumun modern ( veya kendisini öyle gören) kesimi için de farklı değildir. Önyargıların kırılması da bir o kadar zordur.

Türban takmanın, bir seçim olarak devam edebilmesi için, kişinin inançlarını kendi mantığına oturtabileceği bir yaşa ve kültüre erişmesi gerekir. Bu noktaya kadar Türban ailenin istekleri doğrultusunda takılır. Eğer siz, Devlet olarak buna izin vermez iseniz, o ailelerin kızlarını, modern hayatın gerekliliklerinden bizzat dışlamış olursunuz. Çünkü, maalesef o aileler, kızlarını eve kapatırlar. Ortaokuldan sonra okuyamazlar. İşte o zaman, Türban siyasal bir boyut kazanır.

Çünkü Türban o dışlanmış kızların, var olabilmesi için, eğitim alabilmesi için, bir pastahanede oturabilmesi için tek seçenektir. Kendisini olduğu gibi kabul etmeyen topluma, kız öfkelenir. Ailesi zaten islami gelenekte olduğu için, topluma her zaman öfkelidir. Bu olay, Türban sorununun bu kadar büyük kitleler halinde siyasallaşmasının, en önemli sebebidir.

Bu ülkede radikal dinci yokmudur ? elbette vardır. Bu ülkenin şeriatla yönetilmesini isteyen yok mudur ? elbette vardır. Ancak, bu radikallikteki kesim, önemsenmeyecek kadar azdır. Her türlü dini mevzunun, Türkiye siyasetinde bu kadar etkin olmasının sebebi, daha önceden görmüş olduğu baskıdır.

Değişim bir günde devrimle gerçekleşmez ! Kuşaklar boyu insanlık, kendini evrim yoluyla geliştirmiştir. Toplumsal düşünceler de bu evrimden azade değillerdir. Devrimle gelene her zaman bir karşı devrim olmuştur. Taa ki dengeler oturup, normalleşme başlayana dek. O yüzden, eğer evrimin gerçekleşeceği özgür ortam verilirse , kültürel değişim çok daha sorunsuz atlatılacaktır. Avrupa bugünkü medeniyetine, CADI avlamaktan bir günde geçmemiştir.

Türbanın toplum hayatına entegrasyonu, tezat gibi görünse de modernleşme sürecini hızlandıracaktır. Tıpkı, barış sürecinin MHP’nin varlık sebebini zayıflatması gibi. Türban’ın serbestleşmesi AKP’nin varlık sebebini zayıflatacaktır. Ancak, serbestliğin nereden geldiği çok önemlidir. Eğer, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yapılacak bir anayasadan gelir ise, muhafazakar seçmen rahatlayacak. Özgürlüğünün güvencesini, bir siyasi partiye bağlamayacaktır.

Aksi takdirde, Özgürlükler elde edilse dahi , kaybedilebilme ihtimali siyasal İslamı canlı tutacaktır. Bu korkunun nasıl birşey olduğunu en iyi CHP seçmeni bilir. Çünkü, sevmese de hep CHP’ye oy verir.

Konuyla alakalı olduğu için Din eğitiminden de biraz bahsedelim. Devlet eliyle DİN eğitimi olmaz. Çünkü devletin dini olmaz. Deli gibi imam hatip lisesi açılması, özgürlük tanımaktan çok, dindar kesimi cahilleştirme hareketidir. AKP’nin yaptığı koyunlaştırma projesinden başka bir şey değildir. Asıl özgürlük, baş örtülü bir kızın, normal lisede okuyabilmesini sağlamaktır. Din eğitimini aile verir. Daha çok isteniyorsa, kur’an kursları, İlahiyat fakültesi…vs. diye gider. Herkesin gittiği okulda, Din dersi olmaz.  Darbeden kalan, ne varsa hesaplaşalım, din dersini tutalım, Sünni Müslümanlık faşizmi yapmaktan başka bir şey değildir !

Gelişim çağındaki dindar bir ailenin kızı, eğer kendisinden farklı insanların bulunduğu bir ortam da büyüyebilir ise, eğitim alabilir ise, İletişime geçebilir ise ; kendi seçimiyle dindar bir hayat yaşamayı tacih etse dahi, ileride çocuklarına daha toleranslı olacaktır. Ötekileştirilmediği için, ötekileştirmeyecektir. Farklılıklarla bir arada büyüdüğü için, farklılıkları daha kolay kabul edecektir.

Bu entegrasyon süreci de, belki üniversitelerde olduğu gibi sancılı geçebilir. Ama normalleşme başladığı zaman, Türkiye gerçek manada LAİK bir yapıya sahip olacaktır. Din, tekrar insanların hayatlarında kişisel bir olgu olmaya geri dönecektir. Anayasal haklarla korunan bir ÖZGÜRLÜK olarak. Kesinlikle daha fazla değil…

Kalın Sağlıcakla;