Yetmez ama “HAYIR”

Leave a comment

Not-Enough

Döndük dolaştık tekrar başa geldik. Şimdi önümüzde tekrardan bir “Paket” var. Başkanlık sistemi diye oylayacağımız, bir önceki referandumdaki gibi bir “Paket” ve yine aynı o referandumdaki gibi çoğunluğu doğru maddelerden oluşuyor. Ama aynı daha önceki gibi eksik ve hatalı maddeler de bulunduruyor. Peki, bu sefer tarih tekerrür edecek mi? Hep birlikte göreceğiz.  Tekerrür derken, Türkiye’nin Liberalleri daha önceki hatalarından ders çıkaracaklar mı, çıkarmayacaklar mı? Onu kast ediyorum.

Uzun süre Siyasal İslam ve muhafazakârlıkla beraber yürüdüler. Kaldı ki ülkenin vesayete yatkın yapısının bu duruşu haklı çıkardığı noktalar muhakkak var. Ama işler değişip, muhafazakârlık devletin gücünü, iktidarı kazandığında eski günler çabuk unutuldu, söylem olarak “Farklı hayat tarzlarına da saygılıyız” devam etse de, eylem olarak tolerans azaldı azaldı azaldı…

Kaldı ki sırf ulusalcı kadrolar tasfiye edilecek diye, devletin bütün kurumlarında FETÖ’ya göz yumuldu. FETÖ’nün kendisinin ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunun farkına varılamadı. Sonrası malum Darbe girişimi..

Şimdi öyle bir zaman da referanduma gidiyoruz ki, IŞID, PKK, FETÖ ‘nün eylemleri tavan yapmış. Bir sürü insan Terör yüzünden ölmüş. Ekonomi gerilemiş. Dolar uçmuş.

Güvenliğe ve istikrara öylesine susamış bir Türkiye var ki.

Ve inanır mısınız, Düzgün bir Başkanlık sistemi, vatandaşı koruyan bir Anayasa ve küçülmüş bir devlet bürokrasisi Türkiye’nin içine düştüğü bu bataklıktan çıkmasına yardımcı olacaktır.

Tam da bu yüzden, Yarım yamalak ve Popülist yaklaşımlarla hazırlanmış bu Taslak’ın kabul edilmeyip, tekrardan düzgün bir şekilde hazırlanmasına fırsat vermek ve düzgün bir sistemin oylamasını yapabilmek için, bu sefer Yetmez ama “Hayır” denmelidir.

Bu seçimin kaderini ne AKP’nin olayı Recep Tayyip Erdoğan’dan ne gelirse gelsin diyen tabanı, ne de CHP’nin AKP’nin yaptığı her şey kötüdür diyen tabanı belirleyecektir. Bu seçim, bütün kesimler içinde ki düşünen insanların tercihini gösterecektir.

Gelelim neler neden doğru, neler neden yanlış…

AKP’nin en çok üstünde durduğu konulardan ilki Yönetimin tek elden yapılması, çift başlılığın önlenmesi ve tek parti iktidarı olmadığı durumlarda hükümet kurmanın zorluğunun ortadan kaldırılması oldu. En haklı oldukları konunun üzerinde fazlaca duruyorlar haliyle.

Mevcut sistemin bu açmazının sebebi, yönetimin yasamanın içinden çıkması gerekliliği; dolayısıyla sayı üstünlüğü sağlanamadığı durumlarda hükümet kurmak çok zorlaşıyor, birde cumhurbaşkanı ile doğan çatışmalar üstüne eklenince zaten size neden AKP’nin 15 yıldır tek başına iktidar olduğunu açıklıyor.

Şimdi bu teklifle Yasama ve yürütmenin ayrılması, her ikisinin de halk tarafından seçilmesi ve Yönetime gelen kişinin, yani başkanın bakanlarını yasamanın dışından seçmesi öngörülüyor. Bu kısım da son derece mantıklı, çünkü şu anda örneğin sağlık bakanı aynı zamanda milletvekili ve Bakanlıkla uğraşacağı mesaisinin çoğunu 1-tekrar seçilebilmek için seçildiği ille ilgilenerek 2- Sağlıkla ilgisi olmayan bin bir türlü yasa ile ilgili oy kullanarak geçiriyor.

Başkanlık sisteminde, Başkan’ı bir şirketin CEO’su gibi düşünmek lazım. Ekibini kendi kuruyor ve yönetiyor. Ama Yönetim Kurulu yani şirketin asıl sahibi orada bekliyor, önemli kararları oyluyor ve şirketin iyi yönetilmediğini düşündüğünde CEO’nun işine son veriyor.

Ama bunun yukarıda bahsettiğim gibi olabilmesi için bazı şartlara ihtiyaç var. Yönetim kurulunun gücünü ve zamanında tepki verebilmesini sağlayacak mekanizmalara ihtiyacı var.

İşte burada işin “YETMEZ” kısmı ortaya çıkıyor. 1- %10 barajı halen orada duruyor buda örneğin LDP’nin mecliste yer almayacağı anlamına geliyor. Oysa Yürütmede artık istikrarsızlık söz konusu olamayacağına göre, Yasamada farklı seslerin bulunmasının ne gibi sakıncası olabilir?

2-A.B.D ‘de çoğumuzun bildiği üzere 2 meclis var. Temsilciler meclisi ve Senato. Neden böyle bir şey olduğunu düşündünüz mü? Sadece bir İngiliz geleneğinin devamı mı? Yoksa başka bir amaca hizmet ediyor mu? Evet, başka bir amaca hizmet ediyor. Hem de yukarıda bahsettiğim Yönetim kurulunun “Zamanında”  müdahale edebilmesi amacına.

A.B.D ‘de Senatörler 6 yıl görev yapıyorlar. Tabiri caizse “DEVLET” i bilen adamlar, ya da en azından öğrenecek yeterli süreleri var. Senato 100 kişiden oluşur ama etkinliği 435 kişiden oluşan Temsilciler meclisine denktir. Yasa yapmanın inceliklerini bilirler. Minimum 30 yaşını doldurmuş olmak. ABD vatandaşı olmak ve en az 9 yıl, temsil ettikleri Eyalette yaşamış olmak şarttır.

Yani Bursa’yı hayatında görmemiş adam Bursa’dan aday gösterilerek senatör yapılamaz!

Temsilciler meclisi ise “2 YILDA” bir yenilenir. Temsilciler meclisi üyesinin 25 yaşının üstünde olmalıdır. Temsil ettiği bölgede yaşama zorunluluğu yoktur. 7 yıldır ABD vatandaşı olmalı ve orada yaşıyor olmalıdır.

İşte Temsilciler Meclisi’nin bu yapısı Halkın ters giden olaylara anında müdahalesini sağlar. Temsilciler meclisi oy çokluğu esasına göre görev yaptığı için, çoğunluğun bir partiden diğerine geçmesi bile çıkacak sonuçlara etki eder.

Bu çok hızlı ve etkili bir denetim mekanizmasıdır. Senato’nun varlığı tamamen popülist politikaların etkisini azaltırken, yerel temsili yetin de kaybolmamasını sağlar. Türkiye için önemi ise Güneydoğu’da Karadeniz’de, Doğu Anadolu’da yaşamayan adamın, oranın temsili yetini yapamayacağı gerçeğidir.

Temsilciler Meclisi ise Federal Devletin gücünü dengeler. Devletin halkın üzerinde yapacağı herhangi bir yanlışa, anında tepki verebilmesini sağlar.

İşte bu mekanizmalar olmadan “Başkanlık” sistemi eksiktir ve Çoğunluğun Diktasına dönüşme riski vardır. İşin kötü kısmı da bu dönüşüm yaşanırken, halk hatasını düzeltebileceği araçlardan yoksun kalır.

Devam edecek——-à Yargı, 18 yaş… Vs.

Günah Keçisi Kapitalizm Kavramlar: Cumhuriyet

Leave a comment

Poise

Yok artık! Cumhuriyeti demi anlatacaksın? Evet, Cumhuriyeti de anlatacağım. Kızmadan dinleyin. Özellikle, başbakanın hal ve tavırlarından şikâyetçi olanlar. Baskı rejiminden bıkanlar. Ülkede muhalefet yok diyenler. Bu hale gelmemizde halkın cehaletini suçlayanlar. Kısacası, durumdan şikâyetçi olup, sebebini her gün değişik yerlerde arayanlar. Bugün, sizlere belki daha önce düşünmediğiniz bir yer göstereceğim. Bir de buraya bakın…

Dünya üzerinde bulunan 206 tanınmış ülkenin 135’i kendini cumhuriyet olarak tanımlıyor. Bu cumhuriyetlerin hepsini baskısız, özgür, hukuksal devlet yapıları olarak tanımlamak tabi ki imkânsız. Öte yandan İngiltere, Norveç, Hollanda, Danimarka ve bir sürü Avrupa ülkesi ise kendini monarşi olarak tanımlıyor. Bu ülkelerin özgürlük ve hukuk seviyelerini anlatmak, sanırım yersiz.

Benim yapmak istediğim Cumhuriyetin kötü bir yönetim şekli olduğunu göstermek değil. Başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede, başarıyla uygulanıyor. Söylemek istediğim, Cumhuriyetin tıpkı Demokrasi gibi, bir ideal OLMADIĞI. Ancak, bir ideali hayata geçirmek için kullanılabilecek bir SİSTEM olduğu. ( Demokrasi bir araç ise, Cumhuriyeti biraz daha kapsamlı bir sistem, bir makine olarak düşünebiliriz.)

İşte Türkiye’nin, bizlerin yıllarca yaptığı hata buradan kaynaklanıyor. Makinenin parıltısına kapılıp, içindeki bozuk parçaları görememekten kaynaklanıyor. Türkiye’nin Cumhuriyeti, Diktatörlüğe harika bir zemin hazırlıyor! Özellikle, Halk iradesiyle olana…

Peki, bu nasıl oluyor?

Hayır, Seçim barajından bahsetmeyeceğim. O, demokrasinin önünde büyük bir engel, kabul. Ancak bizim sorunumuz daha farklı. Bizim sorunumuz KUVVETLER AYRILIĞI’NIN olmayışı. Nedir kuvvetler ayrılığı. Yasama, Yürütme ve Yargı’nın birbirinden bağımsız olması. “Eeee öyle ya zaten” mi diyorsunuz? Dikkatli bakın :).

Sadullah ERGİN kendisi Hatay milletvekilidir. (YASAMA) Aynı zamanda Adalet Bakanıdır. (YÜRÜTME), Aynı Zamanda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanıdır. (YARGI) Buradan ne çıkacağını tahmin etmek güç değil sanırım. Parlamentoda çoğunluğu sağlayan bir Parti, hem yasamaya, hem yürütmeye, hem de YARGI’YA istediği gibi müdahale edebilecektir. HSYK’nın yetkilerini merak ederseniz…

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) : Türkiye Cumhuriyeti‘nde adli ve idari hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama, nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayrıma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme veya görevden uzaklaştırma işlemlerini yapan kurum. Başkanı Adalet Bakanı‘dır.

Bu arada belirtmeme gerek var mı ama Bütün bakanlar hem Yasamada hem de Yürütmede yer alır. Cumhurbaşkanı’da meclisin 3/2 oy çokluğuyla seçilir. Yani mecliste çoğunluğunuz varsa, Cumhurbaşkanını da siz seçersiniz.

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere, SİSTEM’İ nasıl kurduğunuz çok önemlidir. Kendi korkunuza yenik düşüp, gücü bölüştürmez, mümkün olduğunca SIZILAMAZ bir sistem kurmaya çalışırsanız. Gücü, kaybettiğinizde dizginleri eline alanlar sizi, sizin silahlarınızla vurabilirler 🙂 . Bugün yaşadığımız durum da bunun güzel bir örneğidir. Eğer Cumhuriyeti olduğu gibi görmezsek, sahte idealler peşinden koşup dururuz.

Bizim aradığımız Özgürlüğün Felsefesi’dir. Özgürlüğün Bilimidir…

Kalın Sağlıcakla;

Düzeltme: Cumhurbaşkanını direk halk seçecekmiş, Ne değişecekse ?