Meşhur Ciğerci Apo

12 Comments

Son Keşfim, daha doğrusu Baba’mın keşfettiği mekanlardan birisi Ciğerci Apo. İskitler sanayinin içerisinde, ufacık bir kulubeden ibaret. Sadece Arnavut ciğeri yapıp, çok taze ekmeğin arasında servis yapıyor. Başka hiçbirsey satmıyor. Bir tepsi ciğer öğlen 12’de geliyor. Bitince de mekan kapanıyor. Öğlen 2’ye doğru gitmeye kalkarsanız, tükenmiş olabilir.

Gelelim Ciğer’e…normal Arnavut ciğerine göre, daha ufak dilimlenmiş, yağlı ve ılık ciğer parçacıkları taze ekmekle mükemmel bir kombinasyon oluşturuyor. Siz yerken, ekmek de ciğerin yağını çekmeye devam ediyor ; sonlarına geldiğinizde ekmek , domatesinde suyuyla iyice yumuşamış oluyor. Bu sayede en tatlı giden yeri, sonu oluyor ve bir tane daha sipariş ediyorsunuz 🙂 .

İçecek olarak ayran’dan başka bişey ben görmedim. Zaten Ciğerin yanında da ayran içilir değil mi ? 🙂 . İskitlere yolunuz düşerse mutlaka denemeniz gereken bir lezzet. Hatta denemek için yolunuzu düşürün..

Not: Mekanı test etmesi için Oburcan’a da şimdi yolluyorum. 🙂

Let’s Rideee

Leave a comment

Evet, V-strom’la ilk gezi yazımı yazıyorum. Pazartesi günü benim Off-günüm. Kıskananlar olabilir ama uzun zamandır Pazartesi sendromu yaşamıyorum ben 🙂 . Oğlan da okulda olduğundan, bütün günü kendime ayırabiliyorum….Tamam, tamam sustum kızmayın 🙂 . Ben gezime döneyim…

Bu aralar havalar iyi gidiyordu ancak Pazartesi, Ankara epey soğuk ve yağmurluydu. Ama motora binme aşkı ile yanıp tutuşan ben, buna pek aldırış etmedim. Saat 10:00 gibi hazırlıklarımı yapıp yola koyuldum. Motora alışana kadar ilk geziler kısa mesafelere yapılmalı diye düşündüğümden,  istikamet olarak Çubuk-Karagölü seçmiştim. Internet’ten okuduğum kadarıyla Pazar günleri mangalcıların istilasına uğrayan Karagöl’ün Pazartesi daha sakin olacağını da düşünmüştüm. Düşüncemde fazlasıyla haklı çıktım. 🙂

Karagöl’ün yolu Çubuktan sonra epey virajlı. İlk parkur olarak biraz yanlış bir seçim oldu. Havanında kötü olması yüzünden Çubuk’tan Karagöl’e 1 saat civarında geldim. Gelirken de epey üşüdüm, zira buralarda Kar olduğu gibi duruyor !

Göle vardığımda, tamamen buz tutmuştu. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Tesis kapalıydı. ( Açık olacağını düşündüğümden, yanıma yemek almamıştım. ) Resimlerde gördüğünüz arkadaşım karşıladı beni. Sanırım o da yemek almış olmamı tercih ederdi. 🙂 . Motoru çamurun içine park ettikten sonra, beraber gölün çevresinde tura çıktık. Karagöl düşündüğümden daha küçükmüş, gölet demek daha doğru olur bence..

Küçük olmasına rağmen, etrafındaki ağaçlarla güzel bir manzara oluşturuyor. Bol bol fotoğraf çektim. Sanırım, güzel karelerde yakaladım. Takdir sizin…Doğa henüz uyanmaya başlamamış ama Derin uykuda da değil. Yatakta hafif hafif kıpırdanıyor. Kuşlar cıvıldıyor, güneş vuran yerlerde karlar eriyor, Buzlar çözülüyor…

Bütün bu güzelliğe gölge düşüren ise etraftaki çöpler ve mangal külleri…Bakımsızlık ve sahipsizlik Karagöl’ün bütün cazibesini öldürüyor. Ankara’ya bu kadar yakındaki bir doğa güzeliğinin, en hassas şekilde korunması gerekirken, böyle terk edilmesi insanı derinden üzüyor. İnsana Yeryüzünün vebasının kendisi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor…

Doğanın sağaltıcı etkisini almış tarafım mutlu, bakımsızlığı gören tarafım ise üzgün ayrılıyor Karagöl’den. Dönüşte Çubuğun meşhur turşusunu da almadan dönmüyorum tabiki. Karagöl yolunun başındaki Tadım turşuları gayet başarılı..tavsiye ederim.

 Evin kapısını açtığımda Sinem “ Hah, geldin mi ? “ diyor. Belli ki  merak etmiş. 🙂 eee ne de olsa şeytan icadına biniyoruz…

 Ben ise koltuğa seriliyorum. Yüzümde bir sırıtma ile…

 Kalın Sağlıcakla;