Melih ve Ankaralıların Stockholm Sendromu

3 Comments

atakule

Geçmiş zaman, tam olarak hatırlamıyorum, Bilkent Köprüsünün altındaki taksi durağından taksiye bindim. Adam, sürekli şikâyet ediyor. “Melih şöyle yaptı, böyle yaptı. Ankara’nın içine etti. Kaç haftadır, ekmek kazanamıyoruz.” “Bir türlü bitmedi inşaat” Aradan 4-5 ay geçti. Tekrar aynı adama denk geldim. Bilerek konuyu kavşaktan, işlerden açtım, bakalım ne diyecek diye. “ Valla biraz sıkıntı çektik ama güzel oldu beaa” dedi. “ Ben hatırlıyorum seni, 4 ay önce çok sövmüştün” dedim. “ Yaa, abi öyle ama adam sonuçta hizmet ediyor, diğerleri hem yiyordu, hem de bir şey yapmıyordu” dedi. “ Peki” dedim. Konu değişti.

Şimdi yukarıdaki görüş, Ankaralıların çoğunluğunun görüşüdür. Zaten çoğunluğun görüşü olmasa, 20 yıldır Melih Gökçek seçilmezdi. Ama hep söylediğim bir şey var, çoğunluğun görüşü her zaman doğru değildir. Hatta çoğu zaman doğru değildir. Türkiye’de ise, yüzde doksan yanlıştır. Çünkü Ankaralılar Belediyeciliğin ne olduğunu daha önceki tecrübelerine dayanarak edinmişlerdir. Hatta Belediyeyi devletin bir uzantısı, yerel devlet yapısı olarak görmüşlerdir. Belediye yerel güç unsurudur. İzinleri o verir, yolları o yapar. Belediyeden izin almadan, çiçek bile dikemezsiniz. Türkiye’de belediyeden bir hizmet alırsanız bu LÜTUF ’tur, HAK değil ve muhtemelen sitenizde bir BAKAN falan oturuyordur 🙂 .

Hal böyle olunca, bizim vatandaşımız hizmetin gözüne sokulmasından memnun oluyor. Yani, öyle asfaltlama yapılacaksa, yol tümden kapanacak. Öyle tali yol falan açılmayacak. Çilesini çekecek. Çöpü mü toplanacak? trafiğin en kalabalık olduğu saatte toplanacak. Çöp kamyonunu görecek. Öyle gece gece gizli çöp mü toplanır? Ya da yollar temizlenecekse, gündüz vakti, peşinde konvoy olacak. Sonra yolları doğuştan temiz zanneder vatandaş, nasıl temizlendiğini öğrenemez.

İşte bu durumun Psikolojideki adı Stockholm Sendromu. Gerçi dünya tarihinde bu kadar büyük ölçekli olanı var mı? bilemiyorum. Topluca tecavüzcüsüne âşık olan şehir?

Peki, bu durum nasıl değişir? Yani CHP, MHP ortak aday çıkarsa falan değişir mi? Hiç sanmıyorum. Başlarda biraz iyi gider belki, sonra tecavüzcünün adı değişir. Asıl değişimi sağlamak için, halkın Belediyenin ne olduğunu anlaması lazım. Belediye halkın, ihtiyaçlarını gidermek için kurduğu şirkettir. Yani bütçesini halkın ödediği vergiler oluşturur. Bu vergilerle, halka hizmet eder. Vergi ödeyen herkes şirketin hissedarıdır. Yani oy veren herkes değil! .

Şimdi bu ne demek? Vergiyi veren, düdüğü çalar demek. Aynı devlet gibi, belediyeler de bize hizmet etmek için varlar. O yüzden ne kadar küçük, o kadar iyi.

Belediye, küçük ve yerel olunca ne oluyor? Parayı bir yerden alıp, bir yere aktaramıyor. Site yönetimi gibi küçük ve denetlenebilir oluyor. Ve en önemlisi, semtin sakinleri ne istiyorsa o oluyor. Siyasi iktidardan bağımsız oluyor.

Ankara’da ise Büyükşehir ( Devlet Baba ) ne istiyorsa o oluyor. Yerel belediyelerin hiç söz hakkı yok. Büyükşehir’e yanaşırlarsa ne ala. Yanaşmazlarsa geçmiş olsun.

Bütün bu laf salatasından ne sonuç çıkıyor?

Biz istediğimiz kadar yırtınalım. Benim evimin önündeki çukur ’un kapatılması, A semtinde oyunu bir torba kömür için verecek adama bağlı olduğu müddetçe, yani sistem değişmediği sürece; Melih ve Tayyip gibi demagoglar başımızdan eksik olmaz. O yüzden, bence sizde en başta anlattığım Taksici gibi yapın. Keyif almaya bakın 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Pizza Hut ve 3 Boyutlu Sinema

Leave a comment

Akün SinemasıEskiden en büyük zevklerimden biri sinemaydı. En güzel yerden bileti satın aldıktan sonra, güzel bir yemek ve 21:30 seansı. Hele birde dışarda Kar varsa, mükemmel akşamın tanımı oydu, benim için. Artık sinemalar alış-veriş merkezlerinin içinde, etrafı fast food restoranlarıyla sarılı, hızlı tüketim ürünleri…

Birde 3 boyutlu filmler çıktı başımıza. İstemiyorum kardeşim! 3 boyutlu izlemek ! . Her film üç boyutlu çekilmez ki.. bütün çıkan animasyon filmleri 3 boyutlu. Oğlanı, sinemaya götüreyim diyorum, gözleri yoruluyor. Evde, bayılarak izlediği IceAge’i sinemada izlemek istemiyor. Bende istemiyorum…

Hem, ne sinemalar gerçek 3 boyutlu, ne de yeni çıkan televizyonlar. Akvaryum gibi sadece. Bundan 15 sene önce Los Angeles’ta , Disney’in bir üç boyutlu filmini izlemiştim. Hani şu üzerinize gelen şeyler yüzünden, kafanızı eğdiğiniz türden. Hatta köpek hapşurduğunda, yüzünüze su bile geliyordu… işte o zaman anlamlı oluyor 3 boyutlu film izlemek…Asıl bahsettmek isteğim Pizza Hut’tı ama araya 3 boyutlu filmleri de sıkıştırdım. Kusura bakmayın  🙂 .

Geçen gün uzun bir aradan sonra Pizza Hut’a gittik. Pizza Hut’tan, eve sipariş vermeyi uzun zaman önce bıraktım. Kalitesini kaybedeli yıllar oldu. Ama restoranına gitmenin bizim için, hatta Çankaya’da yaşayanlar için, ayrı bir nostaljisi var. Hangi kuşağa kadar, özelliğini korudu. Kimler için bir anlamı var bilemiyorum ama ATAKULE PİZZA HUT, çocukluğumda en sevdiğim yerdi. Dekorasyonu, Pizzaları ve Ankara’nın İLK Salata Barıyla bir döneme damgasını vurmuştu.

Pahalıydı. Öyle zırt,Pizza Hut'ın Eski Logosupırt gidilmezdi. Kola’yı yemekten önce getirirler, ama içilmezdi. Eğer biterse, ikincisi söylenmezdi. 🙂 . Türkiye gerçeğinden, tamamen uzak bir yerdi. içeri adım attığınız anda başka bir dünya’ya girerdiniz. O zamanların Dream Land’i de bu hayal dünyasına eşlik ederdi. Yıllar içerisinde önemini yitirdi tabi. Sınırsız pizza menüler falan eklenip, restoran özelliğini kaybetti.
Bu gidişimizde, salata bara yaklaştığımda, görüntüsü bile uzaklaşmama yetti. Pizzamızı yedik ve kalktık. Sıcak olduğu zaman hamuru hala güzel. Maliyet kaygısı, günümüzdeki bütün fast food pizzacılarda olduğu gibi, malzeme miktarını tırpanlamış. Kendime kızdım.

Kendime kızdım, çünkü ne bekliyordum ki ? Çocukluğumu bir pizza yiyerek yeniden yaşamayı mı ? Kaygılarımdan 1 saatliğine olsun kurtulmayı mı ? Her şey yaşandığı zamanda ve yerde güzel. Mutlu anlarımızı, özümsemeliyiz. Daha sonra tekrar çağırmak için, hapsetmeliyiz onları…Kızgınlığım geçti sonra. Hafif bir tebessüm belirdi yüzümde. Herşeye rağmen, teşekkür ettim Pizza Hut ‘a. Ailemle yediğimiz en güzel yemeklere, ev sahipliği yaptığı için…. kim bilir? belki bir gün, küllerinden tekrar doğar. 🙂

Kalın Sağlıcakla;