Darıca Hunger Games

Leave a comment

IMG_3143

Sevgili koşu dostları… 🙂 İlk yarı maratonuma katılmış ve bitirmiş bulunuyorum. 14’üncü kilometrede sakatlanmam dolayısıyla, geri kalan kısmı yürüyerek bitirdim. Böylece 2 saat 10 dakika hedeflediğim bitirme sürem, maalesef 2 saat 45 dakika oldu. Ama inanın beni asıl üzen ve şaşırtan, bu sakatlık değil yarış içindeki su istasyonlarında SU’yun bitmiş olmasıydı !!

Aslında Türkiye’de Koşu adına o kadar az etkinlik yapılıyor ki, yapılanı iyi veya kötü demeden desteklemek gerekiyor. Eğer Almanya’da yaşıyor olsaydık, sonbahar’da katılacak her gün 2 koşu bulurduk. Yarış esnasında sinirlenmiş olsam da, Darıca belediyesine yine de teşekkür ediyorum. Ama asıl teşekkürü Belediye’nin eksiğini kapatan, evlerindeki cam bardaklarla koşuculara su ikram eden Darıca halkına ediyorum. Sağ olun, var olun.

Yarışın Trajikomik hikâyesine gelirsek, her zaman olduğu gibi beklediğimden hızlı bir Pace ile başladım. İlk 2 kilometre tırmanışın ardından, hafif aşağı eğimli bir düzlüğe geldik. Burada vitesi iyice boşa aldım. Sanırım da hatayı burada yaptım. Yani burada fazla zorlamasam sakatlanmadan bitirebilirdim, diye düşünüyorum. Gerçi, yarış öncesi hastalıktı, bayramdı derken antrenmansız kaldığımı da düşünmek gerek.

Yarışa dönelim. 5 km’de su olmadığını öğrendiğimde çok sorun etmedim, ama 10.Km’de de su olmayınca, iş biraz Survivor’a döndü. Sanırım Organizatörler ilk 3 yarışı yeterince heyecanlı bulmamış olacaklar ki, 4’üncüsü düzenlenen bu uluslar arası yarışmada dozu biraz arttırmak istemişler. Slogan olarak “ Gönüller buluşuyor “ yerine, “Önce gelen, Suyu içer!!” olsaymış, en azından uyarıcı nitelikte olurmuş. 🙂

Şaka bir yana pek çok koşucunun bu su işi yüzünden bu Maraton’a bir daha gelmeyeceğini biliyorum. Darıca Belediye’sine buradan bir tavsiyem var. Böyle sıkıntıların olmaması adına, seneye ufak da olsa bir katılım ücreti alması. Katılımcıların bunu dert edeceklerini düşünmüyorum. Ayrıca iyi bir marka sponsoru olursa, hem Darıca’nın reklamı daha iyi yapılabilir, hem de ikramlar konusunda sıkıntı yaşanmaz. (Bkz. Eker I Run)

Koşucu Dizi ( Runner’s Knee)

Sanırım her koşucu bir çeşit sakatlanmayı tatmak zorunda. Yani bir tecrübe, bin nasihatten iyidir değil mi? Benim başıma gelen hadisenin adı Koşucu dizi. Daha tıbbı terimle Patello-Femoral Pain Syndrome (PFPS). Ne oluyor diye soracak olursanız, özellikle uzun koşularda Patella (diz kapağı) kemiğinin gelen yükü taşıyamayarak, yerinden hareket etmesi ve bu yüzden gerilen ligamentlerin ağrıya sebep olması olarak açıklanabilir. Neden oluyor diye sorarsanız, gelen aşırı biyomekanik kuvvetlerden dolayı veya güçsüz (antrenmansız) üst bacak ve kalça kaslarının koşu adımlarını yeterince dengeleyememesinden dolayı oluşabiliyor.

Sanırım bende  her iki durum da mevcut. Kilo’mun (89) halen uzun mesafe koşusu için fazla olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bacak kaslarımı güçlendiren kuvvet antrenmanlarımı arttırmalıyım. Umarım New Balance Büyükada’ya kadar toparlarım.

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Nike Run İstanbul

Leave a comment

022

Bu işle iyice kafayı bozduğumun kanıtı olan koşunun yazısına hoş geldiniz! Kendime yaptığım bu işkenceye ilk olarak koşunun başlayacağı saati yanlış okuyup, sabah 7 uçağına bilet alarak başladım. Benim saat 14.00’te zannettiğim koşu, meğersem 19.00 daymış. Dönüş biletimi 21.45’e değiştirebildim ama sabah 7’de aldığım bilet promosyonlu olduğu için kaldı. “Neyse, üniversite arkadaşlarımı görürüm” diyerek çok kurcalamadım.

Sabah erken kalkacağım diye, 8’de tavuk gibi yatmamın sonucu olarak güne sabah 4’te başladım. Bizimkileri uyandırmayım diye de evden çıktım. Sabah uçağım rötarsız olunca 8’de İstanbul’daydım. İstanbul beni yağmurlu ve soğuk bir havayla karşıladı. Lafı uzatmayayım sağ olsunlar koşu saatine kadar arkadaşlarla zaman geçirdim. Ama hava soğuk olduğu için eşyalarımı bıraktığım arkadaşım Cihan’ı eve yolladım. Sonra İnstagram koşu ekibinden Kenan’la buluştuk.

İşte burada kritik bir noktayı açıklamakta fayda var. Koşu sırasında eşyalarınızı emanet edeceğiniz bir arkadaşınız veya arabanız mutlaka olmalı. Yoksa benim gibi sırtınızda içine sweatshirt sıkıştırılmış bir çantayla koşmak zorunda kalabilirsiniz. 🙂 Nike Vestiyer hizmeti sağlamış olsa da, katılımın fazla olması uzun kuyruklara sebep oldu. Uçağa yetişeceğim için o kuyruğu göze alamadım.

Nike organizasyona ciddi şekilde hazırlanmış. Murat Uncuoğlu’nu bile getirmiş. Ama havanın kurbanı oldu diyebilirim. Stantların kurulduğu alan çim olduğu için, bolca yağmur alınca çamura dönüşmüş. Ayrıca organizasyonun “İstanbul” gibi bir megapol ’de olmasından sebep, etkinlik alanına koşuya katılmayan kimsenin alınmaması mantıklı olsa da ( ikramların yağmalanması, güvenlik…vs.) festival havasını biraz baltaladı.

Neyse, koşuyu sırtımda çantayla bitirdikten sonra hiç durmadan koşuya devam ettim ve Cihan’ın evine ulaştım. Duş bile alamadan üstümü değiştirip, taksiye atladım. Uçağa saatinde yetiştim. Yetiştim ama uçak önce yarım saat, sonra bir saat rötar yedi. Bide üstüne uçağın içinde yarım saat bekleyince Ankara’ya gece 12.30’da indik.
Daha bitmedi. 🙂 Sen misin günübirlik koşuya giden? Otoparktan çıkacakken otoparkın sistemi bozuldu, bir yarım saatte orada bekledim. Sanırım arabayı uyuyarak kullandım. Eve girdiğimde saat 2’ye çeyrek vardı. Biraz daha zorlasam 24 saat uyumamış olacaktım. Ona biraz üzüldüm :).

Bu yazıdan çıkacak sonuç neymiş? Şehir dışındaki koşulara günübirlik gitmemek lazımmıııışşşş

Kalın Sağlıcakla;