İstanbul

1 Comment

Mesele nasıl öldüğün değil, nasıl yaşadığın ama nasıl yaşadıysa öyle ölmeli insan. Sevdiği yemeği yerken boğazına takılmalı.

Yağmurlu bir havada motora binerken düşmeli.

Torunlarının peşinden koşarken kalp krizi geçirmeli.

Uzakdoğu seyahatinden dönerken fırtınaya yakalanmalı uçağı.

Birilerinin ihmali olmalı ölümünde, ya kendisinin ya doktorların yâda pilotun.. Ama kötü niyeti olmamalı.

Kahpece, alçakça, vahşice canavarca ölmemeli…

İnancın kölelerinin elinde değil, şüphenin efendilerinin elinde can vermeli insan. Ameliyat masasında kalmalı. Amazon ormanlarında ölmeli. Uzay istasyonunda patlamalı…

Ölümde birleşmemeli. Topluca ölmemeli.

Tane tane. Teker teker ölmeli…

Kimse Şehit dememeli arkasından. Alçaltmamalı ölümünü. Yaşadığını hiçe saymamalı.

Ahmet öldü demeli. Bisiklete binmeyi ve portakal reçelini çok severdi..

Ahmet  deyince  “Şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik..” diye şarkı söylemeli.

Sevişmeli insan, sevmeli gezmeli yemeli içmeli… Duyarsızlığından değil, tam da bu yüzden, karanlığa inadından.

Okumalı, yazmalı, çizmeli, bağırmalı…

Teröre inat, Terörize olmamalı. Ve hiçbir zaman Yılandan kaçarken, yılana sarılmamalı…

Ne Devletten, ne de Teröristten korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı da…

Kaçıp gitmeli mi buralardan… hadi ben neyse mi demeli?

Çocuğum bu ülkede mi yaşayacak?

Birilerinin iktidar hırsına kurban, bayrağa sarılı tabutla mı gelecek?

Bir meydanda, Bir hava alanında mı patlayacak!

Ona bir şey olduğunda Özgürlüğün, direnmenin bir anlamı kalacak mı?

Havaalanında ölen Ayşe’nin annesi için bunların bir önemi var mı?

İntikam’ın, Güvenliğin, Özgürlüğün ve bunların denkleminin onun içi bir önemi var mı?

Benim için olur muydu?

Topluca intihar mı ediyor ülke?

Ortadoğu bataklığına mı gömülüyor?

Öfkem büyük, kafam karışık. Sen daha küçüksün Oğul…

Beynimizin Körelmiş Organı Milliyetçilik

Leave a comment

İnsanın “Mükemmel Varlık” olduğu düşüncesinin yegâne karşıtı, Evrimin bize hediyesi körelmiş organlarımız. Milyonlarca yıllık süreçte fonksiyonlarını yitiren apandis, 20 yaş dişleri fiziksel örnekler olabilir. Günümüzde bilim camiasında bile bu organlara anlam yüklemeye çalışan, henüz keşfetmediğimiz fonksiyonları olduğunu iddia eden çevreler olsa da; kabul edilen, bu organların artık işlev görmedikleri. Peki, evrimin bize mirası sadece fiziksel körelmiş organlar mı? Aynı durum beynimiz içinde geçerli olabilir mi? Cevap tabi ki de evet…

Evrimsel süreçte kendini koruma odaklı gelişen pek çok beyin fonksiyonumuz, modern toplum yapısı ve dünya düzeni içerisinde anlamını yitiriyor. Başka bir deyişle söylersek gelişen mantığımız ( Beynin Kortex’i de denebilir) primitif duygularımız üzerinde baskı kurabiliyor, onları yönetebiliyor. Ancak bu yeti doğuştan kazanılmıyor, aksine beynini geliştirebilen, empati kurabilen bireyler bunu başarabiliyor. Yani çocukluktan önyüklü (default) gelen özelliğimiz, kendine benzeyeni tercih etme yönünde. Daha açık konuşursak doğuştan “IRKÇIYIZ”. Sarışın bebekle, siyahi bebeğin kucaklaştığı tabloyu bende gayet iyi biliyorum ama iş o kadar basit değil. Konuyla ilgili çalışmaya buradan erişebilirsiniz —–>Ahlakın Temeli ve Evrimsel Psikoloji

Şimdi gelelim asıl konumuz olan Milliyetçiliğe. İstediğiniz kadar bala bandırın, istediğiniz kadar yumuşatıcı ekleyin. Faydalı milliyetçilik diye bir şey maalesef yok. “Irkçı değilim ama Milliyetçiyim.” “Milliyetçi değilim ama Vatanseverim.” “Atatürk Milliyetçisiyim.” “Millet önemli değil Ümmet önemli.” “Kürtçüyüm çünkü Türkler bize bunları yaptı.”… vs. vs. Neresinden tutarsanız tutun, İstediğiniz kadar ezilmiş olun, İstediğiniz kadar iyi niyetli olun Milliyetçilik ve türevlerinin insanlığa faydası yok…

“Aidiyet hissinin neresi kötü ?” “Aidiyet olmadan farklı kültürler nasıl gelişsin ?” “ İnsanlık Tek tip mi olsun?” “Nerede kaldı Diversity ?” gibi feryatlara da cevap vereyim. Bir yere kadar haklısınız farklılıklar sebebi ile insanların ayrışması Dünyada kültür çeşitliliğini yaratan şey. Ama kültür farklılığının daha çok coğrafya ve insanın o coğrafyaya verdiği cevabın sonucu geliştiğini biliyoruz. Kutuplar soğuk, Ekvator sıcak olduğu sürece insanoğlu arasında her zaman fark olacaktır. Farklılıkları kabul etmek ve saygı göstermek mantığımızın sesini dinlediğimizde kendimize ve çocuklarımıza öğretebileceğimiz bir düşüncedir.

Ancak biz çocuklarımıza farklılıkları kabullenmeyi öğretmek yerine, benzerlikleri dayatıyoruz. Benzerlikleri yüceltiyoruz. Beynimizin zaten yatkın olduğu şeye prim veriyoruz. Bütün eğitim sistemimiz bu temel üzerine kurulu. Bugün aşağıdaki fotoğraf bu kozanın içinde büyümenin yansımasıdır. Çocuğunuza Bayrak sevgisi, Vatan sevgisi vs.. aşılarken onunla birlikte nelerin gittiğine de dikkat etmek gerekli.

Dünya değişiyor. Jet çağıyla, İnternet’le fiziksel sınırların önemi giderek azalıyor. Geleceğin dünyası Irkların, Milletlerin, Dinlerin, Bayrakların, Para birimlerinin anlam taşımadığı bir Dünya olacak. Her körelmiş organ gibi Milliyetçiliğin de akut iltihapları oluyor tabi. Göçmen krizleri gelişmiş diyebileceğimiz Batı Ülkelerinin bile milliyetçilik damarını tutturabiliyor. Kaldı ki Türkiye’nin şu anki hali epey hastalıklı… Ama eğer atlatabilirsek, eğer yenebilirsek belki sorunu kökünden çözebiliriz. Belki kitapları yeniden yazabiliriz…

Kalın Sağlıcakla;

ceset