Veda (Başlangıç)

Leave a comment

Banned-Book

Geçen hafta Güney Kore’deydim. Ondan önce bu seneki Eker I Run’a , Çeşme’de düzenlenen Asics’in yüzme ve koşusuna katıldım. Daha da önce New York’a ve Tayland’ın Samui adasına gittim. Bu gezilerden ve koşulardan ne kadar keyif alsam da elim bir türlü klavyeye gitmedi. Instagram’a bir iki fotoğraf koymak dışında bir şey yapamadım. Mutluluğu paylaşmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor benim için…

25 Ekim’de Ironman 70.3 için Antalya’da olacağım. Uzun zaman önce kendime koyduğum bu hedefi gerçekleştirebilecek miyim bilemiyorum. Ama deneyeceğim. Yapamazsam önümüzdeki sene tekrar deneyeceğim. Koşu ve Spor artık hayatımın bir parçası oldu ve o yolda gelişmeye hep devam etmek istiyorum.

Birkaç yazı önce daha çok yazacağıma söz vermiştim, biliyorum. Sözümü tutacağım. Bu veda benim yazma serüvenime bir veda değil. Aksine bir başlangıç…

Adım attığım yol dolambaçlı ve zor. Yılmamak, azimle yürümek gerekiyor. Disiplin ve dikkat gerektiriyor. Amacım Türkiye için özgürlüğü ve felsefesini anlatan bir kitap yazmak. Karanlığın karşısında aydınlık bir şekilde duran bir kitabım olsun istiyorum. Burada anlatmaya çalıştığım derdimi, daha derli toplu anlatan bir kitap.

O yüzden bir süre burada olmayacağım. Bu serüvenimde bana eşlik eden ve edecek olan tüm dostlarıma ve sevdiklerime teşekkür ediyorum. Umarım tekrar buluştuğumuzda daha güzel, daha medeni, daha mutlu ve en önemlisi daha özgür bir ülkede oluruz. Bende gezi yazılarımı, koşu yazılarımı ve o zaman bulaşmış olduğum beni mutlu eden pek çok şeyi sizlerle gönül rahatlığıyla paylaşabilirim…

Uzunca bir süre için…

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Her Yerde ve Bir Zamanlar

Leave a comment

Kitap_1343742

“ Esas olanı kavrayacağımıza inanarak dikkatimizi buraya ve şimdiye toplamak bir hatadır, zorla yapılan anlamsız bir iştir. Esas olan, kendimizden emin olarak ve rahatça, makul bir mizah ve makul bir melankoliyle, içimizin zamansal ve mekânsal açıdan genişlemiş topraklarında, yani kendimizde hareket etmek olurdu. Yolculuk edemeyen insanlara neden acırız? Dıştan genişleyemeyecekleri için içlerinde de yayılıp genişleyemezler de ondan; kendilerini çoğaltamazlar, böylece kendi içlerinde kapsamlı gezilere çıkamazlar, başka kim ve ne olabileceklerini keşfetme fırsatından yoksun kalırlar.”

Lizbon’a Gece Treni – Pascal Mercier

Lizbon’a Gece Treni’ni okurken, yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar okudum. Yazılarımı yazmaya başladığım sıralarda, içimde burada ve şimdiye ulaşma arzusunu yoğun bir şekilde hissediyordum. Gerçekten de burada ve şimdiye ulaşmak, geçmiş özlemi ve gelecek kaygısı yaşamadan var olmak, uzun bir süre bir ideal gibi aklımın bir köşesinde asılı kaldı. Hayal kırıklıklarını unutmayı, Beklentileri yenmeyi hedefledim sanırım. İşin ilginç tarafı beni zenginleştirenin, üretmeme yardımcı olanın bunlar olduğunu hep bildim. Ama nedense tam kabullenememişim.

Burada ve şimdiyi yaşamaya çalışmak insanın huzuru için yapabileceği belki de en faydalı şeylerden biri. Hatta bu bakımdan “ Din” olgusuyla müthiş bir paralelliği var. Kozmik anlamsızlığa karşı, başka bir hayat olmadığını bilenler için, bir sığınak da diyebiliriz. Uzay-zamana karşı, anlık sayılabilecek varoluşumuzun tatlılığını anlayabileceğimiz. Hatta bu sonluluktan ötürü, içimizi müthiş bir mutlulukla doldurabilecek bir şey, burada ve şimdi…

Epikür’ün, Hayyam’ın acıdan kaçınması, hep hazzı araması ne şaraptan geçer, ne de başka zevklerden. Asıl peşinde koştukları, Zen Budistlerinin peşinde koştuğuyla aynıdır. Burada ve Şimdi arayışı, asıl mutluluk arayışıdır. Peki, bu arayış gerçekliği kabul etmek midir? Veya bu duruşun getirdiği gerçekliği kabulleniş ve gerçekliği kabullenişin getirdiği mutluluk, aynı zamanda insanın kendisini de kabul etmesi midir?

Yoksa Mercier’in düşündüğü, insanın kozmik gerçeklikten çok, kendi doğasını kabul etmesi; sınırlı hayatında olabilecek benliklerinde seyahat etmesi ve değişken varoluşlarıyla tek bir anda var olmak yerine, bir zamanlar her yerde var olması daha mı gerçek? Daha mı kabulleniş?

Kalın sağlıcakla;