Neden “HAYIR”

Leave a comment

muscle-shirt-costume-for-kids-cx-808410

Bu konu ile ilgili olarak kendim yazı yazmak yerine size Ayn Rand’ın Bencilliğin Erdemi kitabından Anayasa ile ilgili bir bölümü çevirmek istedim. Thomas Paine’nin dediği gibi “Devlet” en iyi tanımıyla gerekli bir kötülüktür. Bütün gücün tek bir adamda toplanması ise basitçe deliliktir. Sunulan Başkanlık modelinin Amerikan başkanlık modeli ile yakından uzaktan alakası yoktur. Amerika’nın sadece başkanlığını alarak “Güçlü Türkiye” olma hayalini ise yukarıdaki resim güzel anlatır…

“Anayasa bireylerin değil, devletin sınırlandırılmasıdır—bireylerin etkileşimini değil, devletin etkileşimini öğütler—devlet gücünü gösteren bir belge değil, vatandaşları devlete karşı koruyan bir belgedir.”

Ayn Rand

*Aşağıda romanın geçtiği Rusya’da Devletin durumunu anlatan bölümden bir alıntı.

“ İnsan’ın haklarını korumak yerine, devlet onları çiğneyen en tehlikeli yapıya dönüşüyor; Özgürlüğü korumak yerine, devlet kölelik düzenini kuruyor;  fiziksel güç kullananlardan korumak yerine, devlet istediği her koşulda ve şekilde fiziksel güç kullanıyor; İnsan ilişkilerinde objektifliğin aracı olmak yerine, devlet objektif olmayan ve yorumlaması sıradan bürokratların çelişkili kararlarına bırakılan, ölümcül bir yeraltı ve korku hükümdarlığı kuruyor; İnsanları geçici heveslerin sakatlığından korumak yerine, devlet sınırsız hevesleri kendine hak görüyor – Öyle ki umutsuz çöküşün sahnesine doğru hızla yaklaşıyoruz; Öyle bir sahne ki, devlet her istediğini yapmakta “Özgür”, ama vatandaşları sadece izinle hareket edebiliyor; bu sahne insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinin sahnesidir, Kaba güçle yönetimin sahnesi.”

― Ayn Rand, The Virtue of Selfishness: A New Concept of Egoism

Reklamlar

İstanbul

1 Comment

Mesele nasıl öldüğün değil, nasıl yaşadığın ama nasıl yaşadıysa öyle ölmeli insan. Sevdiği yemeği yerken boğazına takılmalı.

Yağmurlu bir havada motora binerken düşmeli.

Torunlarının peşinden koşarken kalp krizi geçirmeli.

Uzakdoğu seyahatinden dönerken fırtınaya yakalanmalı uçağı.

Birilerinin ihmali olmalı ölümünde, ya kendisinin ya doktorların yâda pilotun.. Ama kötü niyeti olmamalı.

Kahpece, alçakça, vahşice canavarca ölmemeli…

İnancın kölelerinin elinde değil, şüphenin efendilerinin elinde can vermeli insan. Ameliyat masasında kalmalı. Amazon ormanlarında ölmeli. Uzay istasyonunda patlamalı…

Ölümde birleşmemeli. Topluca ölmemeli.

Tane tane. Teker teker ölmeli…

Kimse Şehit dememeli arkasından. Alçaltmamalı ölümünü. Yaşadığını hiçe saymamalı.

Ahmet öldü demeli. Bisiklete binmeyi ve portakal reçelini çok severdi..

Ahmet  deyince  “Şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik..” diye şarkı söylemeli.

Sevişmeli insan, sevmeli gezmeli yemeli içmeli… Duyarsızlığından değil, tam da bu yüzden, karanlığa inadından.

Okumalı, yazmalı, çizmeli, bağırmalı…

Teröre inat, Terörize olmamalı. Ve hiçbir zaman Yılandan kaçarken, yılana sarılmamalı…

Ne Devletten, ne de Teröristten korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı…

Korkmadan yaşamalı da…

Kaçıp gitmeli mi buralardan… hadi ben neyse mi demeli?

Çocuğum bu ülkede mi yaşayacak?

Birilerinin iktidar hırsına kurban, bayrağa sarılı tabutla mı gelecek?

Bir meydanda, Bir hava alanında mı patlayacak!

Ona bir şey olduğunda Özgürlüğün, direnmenin bir anlamı kalacak mı?

Havaalanında ölen Ayşe’nin annesi için bunların bir önemi var mı?

İntikam’ın, Güvenliğin, Özgürlüğün ve bunların denkleminin onun içi bir önemi var mı?

Benim için olur muydu?

Topluca intihar mı ediyor ülke?

Ortadoğu bataklığına mı gömülüyor?

Öfkem büyük, kafam karışık. Sen daha küçüksün Oğul…