Günah Keçisi Kapitalizm Bölüm -2- Kapitalizm vs. Komünizm

1 Comment

capcom

Aslında karşılaştırdığımız idealler Liberalizm vs. Sosyalizm olmalıydı. Ancak, toplum nazarında bu iki kavramda yumuşatılmış olarak algılandığından, yani yeterince liberal veya sosyalist olunmadığından en uç noktalardaki felsefelerden, bugünkü yaşamımıza gelmeyi daha doğru buldum. Bu tümden gelim yönteminin, detayların yakalanmasında farklı bir bakış açısı sağlayacağı fikrindeyim. O yüzden Kapitalizmi en vahşi haliyle yani Laissez-faire ( Bırakınız Yapsınlar) Kapitalizmi haliyle, Komünizm ’de… (well 🙂 ) Komünizm haliyle ele alacağız.

Komünizmi bir yönetim şekli, bir siyasi akım olarak ele almadan önce bir felsefe olarak incelemekte yarar var. Komünizm felsefesinin temelinde bütün insanların EŞİT olduğu fikrinin yattığı yanlıştır. EŞİT olan İNSAN olma kavramıdır. Etnik köken, Renk, Dil falan gibi saçmalıkların bir ayrışma unsuru olarak kabul etmez. Ancak insanların fiziksel ve zihinsel olarak birbirlerinden farklı olduğunun elbette ki farkındadır. Fiziksel üstünlük kısmı zaten çoktan önemini yitirmiştir. O halde, yapılmak istenen zihinsel olarak üstün insanların diğerlerinin üzerinde baskı kurmasının önlenmesi midir? Cevap bu da değildir. Komünizm, İNSAN’IN kendisini bir hücre olarak gördüğü durumdur. İnsanın birey kimliğini yitirdiği ve kendisini bir ÜSTVARLIK olarak gördüğü ( Nietzsche buna Übermensh der.) durumdur. Yani kendisini İNSANLIK olarak gören İNSAN idealidir.

İnsan vücudundaki tüm hücreler birbirinden farklıdır ve birbirlerine göre, görece üstündür. Ancak bu hücrelerin mükemmel bir uyum içinde işleyişi, İnsanı canlı tutar. Hücreler, asla işten kaytarmaz, görevleri neyse onu yaparlar. Bu uyum karşılığında da varlıklarını sürdürürler. İşte Komünizm İnsanların hepsinin ne iş yapabildiklerinden ( kapasitelerinden) bağımsız olarak tek bir özelliğiyle ilgilenir. Bu özellik BENCİL olmamalarıdır. Bu özellik hali hazırda olmadığından, Komünizm bir ütopya olarak görülür. Ancak pek çok insan bu ütopyaya yaklaşıldıkça insanlığın iyiye gideceğine inanır. SSCB gibi denemelerin düştüğü durum, Komünist felsefede insanlığın buna hazır olmamasına addedilir.

Komünizm Felsefesinde DEVLET kavramı yoktur. Çünkü toplumun bütün bireyleri ne yapacaklarını, nasıl davranması gerektiklerini, toplumdaki rollerini zaten bilirler ve bu rollerin dışına çıkmak gibi bir istek duymazlar. Bu iş değiştiremezler demek değildir. Sanatla uğraşan biri, gidip yarın mühendis olabilir. Tek olay yaptığı işten alacağı karşılığın ne iş yaptığına bağlı değil, ihtiyacına göre olacağıdır. Sistemin çok hassas bir yapısı vardır. Bir insanın ihtiyacı olandan fazlasını talep etmesi veya alması durumunda sistem dengesizleşir. Tıpkı kanser hücresi gibi yok edilmesi gerekir. Aksi takdirde vücudun çöküşüne sebep olur. Bu tarz sistemleri günümüzde Narin veya kırılgan ( FRAGİLE ) olarak tanımlamak mümkündür. Kırılgan bir sistem aynı zamanda STATİKTİR. Yani mevcut durumu korumaya odaklıdır.

Komünizm Felsefesine bu açılardan bakıldığında, erişilmesi gereken bir ideal olarak görmek kolaydır. Sanki insana huzur sağlayacakmış gibi görünür.  Vaat ettikleri bizi cezbeder. Bir sonraki kısım da, komünizme meyledişimizin genetik kökenlerinden bahsedeceğiz…

Devam Edecek…

 

Günah Keçisi Kapitalizm – Kavramlar: Demokrasi

1 Comment

democracy

Bugün ikinci bir kavrama açıklık getireceğiz. Demokrasi, günümüzde anlamca biraz şişmiş bir kelime. Bu şişmeye bağlı olarak da herkesin kafasında farklı bir demokrasi tanımı mevcut. O yüzden fazlalıkları atıp, kelimenin kökünden yola çıkmak en iyisi. Demokrasi ilk defa milattan önce 5. Yy. da Atina Şehir devletlerinin yönetimini tanımlamak için kullanılmıştır. Yunancada Demos (Halk ) ve Kratos( Güç) kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Halkın Yönetimi anlamına gelir. Demokraside Halk direk veya dolaylı yollardan kendi yönetiminde söz sahibidir.

Günümüze gelirken Demokrasinin semeri epey bir ağırlaşmıştır. Bugün Demokrasi denildiğinde halkın temsil kabiliyetini arttırdığı düşünülen yapıları içerisinde buluruz. Bunlar çok partili sistem, sivil toplum kuruluşları, parlamenter yönetim sistemleridir. Bunların dışında, İnsan hakları, hukuk önünde eşitlik,düşünce özgürlüğü gibi  modern devletin gereği olan, fakat demokrasi kelimesinin anlamıyla pek alaka kurulamayacak kavramların yüklendiğini de görürüz. Bu ekstra anlamların gelmesi Demokrasi kelimesine, bir ideoloji muamelesi yapılmasına sebep olmuştur. Bugün Demokrasinin bütün partilerin isminde olması, ve politikacıların ağzından düşmemesi bu sebepledir.

Demokrasi Bir İdeal midir ?

Halkın yönetime katılmasının bir ideal olamayacağı açıktır. Bir ideal’in içerisinde yer alabilecek, o idealin sağlanmasına yardım edecek araçlardan biridir. Nitekim, Başbakan demokrasiyi kafasında oluşturduğu ideal için kullandığını açıkça söylemiştir ! Demokrasi, yani artık kullanacağımız anlamıyla Halk İrade’si, her zaman iyi sonuçlar doğurmayabilir. Hitler ve Mussolini seçimleri gayet demokratik yollardan kazanmışlardır. Çoğunluğun bir köpeğe aslan demesi, o köpeği aslan yapmaz. Doğrular çoğunluğun yargısından bağımsızdır. Ki tarih özellikle bilim alanında genellikle bunun tam tersinin olduğunu göstermiştir.

Yukarıda söylediklerimden, herkesin oyunun eşit olmaması gerektiğini düşündüğüm, ya da devleti halkın değil belli bir zümrenin ( aristokrasi) yönetmesini istediğim çıkmasın. ( Aysun Kayacı’ya hak vermiyorum.) Herkesin oyu eşit olmalıdır. Ancak güç dengeleri bozulduğunda, gücün halktan gelmesinin pek bir önemi yoktur. 🙂 Yanlış ideoloji altında, Demokrasi Totaliterizme çok kolay geçiş yapar… (Örnek mi ? gerek var mı ? :))

Demokrasi neyle iyi gider ?

Balığın ve Birey haklarını koruyan hukukun yanında çok iyi gider. Burada dikkat edilmesi gereken nokta birey haklarıdır. Temel birey hakları, Can güvenliği, Mülk güvenliği ve Özgürlüktür. Eğer bir Ülkedeki Hukuk Sistemi bu hakları her bir birey için, her bir azınlık için, her bir zümre için ayrı ayrı koruyorsa o ülkede demokrasiden korkmaya gerek yoktur. Aslına bakarsanız, bu haklar korunduğu müddetçe, toplumun her kesimin siyasete katılmak istemesini beklemek,  garip bir düşüncedir. Tabi, Hukuk siyasi iktidardan tam bağımsız olmalıdır. Siyasi iktidarın çoğunluğu elde ettiği durumlarda, yasa yapıcı yetkisini kullandığı vakit, bahsettiğim Can, Mal ve Özgürlük ( Düşünce, başka özgürlüklere müdahale etmeden uygulama özgürlüğü..vs.) kavramlarının değiştirilmesi engellenmelidir. Anayasanın değişmez ilkeleri bunlar olmalıdır. Pardon bizim değişmez ilkelerimiz neydi ?

Türkiye’de demokrasi var mıdır ?

Vardır. Her ne kadar seçim barajından dolayı yarım kabul edilse de vardır. Seçim barajı indirildiği takdirde birkaç partinin daha meclise girmesi, veya AKP’nin tek başına kanun çıkartacak koltuk sayısını kaybetmesinin bir anda ülkeye Özgürlük, Gelişme ve Mutluluk getirmesini beklemek ise hayaldir. Asıl sorun Anayasa ve Hukuk sorunudur. Bu sorunu da ancak LİBERALİZM felsefesini bilen genç bireyler aşabilirler.

Devam Edecek..

Kalın Sağlıcakla;