23 Days of California

Golden-Gate-Bridge-San-Francisco-California-United-States-03

Önsöz

Amerika topraklarına ilk defa ayak bastığım 1998’deki Kaliforniya ve New York gezimizin üzerinden 15 yıl geçti. O gezinin yaşamımdaki izi büyüktür. 90’lar Ankara’sının kirli ve kuru havasında en büyük parkın kurtuluş, En yüksek ağacın kavak, En hızlı rolercoaster’ın Gençlik Parkındaki Galaksi, En lezzetli şeyin İş Bankası lokalindeki kaşar pane olduğu yıllardı. Tamam, belki biraz abarttım 🙂 , 80’ler değildi. Özal sonrası yıllar olduğu için Türkiye değişmeye başlamıştı ama Amerika’yla kıyas edilemeyeceğini görünce anladım. İlginçtir bundan 5 sene önce gördüğüm İngiltere, beni bu kadar etkilememişti. Sanırım 17 yaşındaki halimin algıları biraz daha açıktı :)…

Amerika’nın o zaman bende uyandırdığı hissi en iyi tanımlayan kelime SONSUZLUK. Otobanlar sonsuz, Binalar sonsuz, Pasifik Okyanusu ve kumsallar sonsuz, Porsiyonlar sonsuz. Fırsatlar sonsuz 🙂 17 yaşındaki gencin gözünde hayat sonsuz…

Ama bu ikinci perdede işler biraz farklı. Hem ben değişmişim, hem Amerika değişmiş. O zamanki büyülü havasını yitirmiş. Hayat epey bir pahalılaşmış. Turistik yaklaşımlar fazlalaşmış. Göç çok artmış. Vergiler artmış. Hizmet kalitesi düşmüş. Nasıl desem… Bir duraklama dönemine girmiş sanki. Ne duraklaması !! Adamlar Mars’a gidiyor. İphonelar, yeni Boeing 777 ler mi duraklama? Diyebilirsiniz. Benim bahsettiğim biraz kültürel duraklama gibi. Sonuçları ileri yıllarda çıkacak cinsten. Özgürlükler ülkesi Amerika, artık hem daha muhafazakâr hem de daha sosyal bir devlet. Biz Amerika’nın kurulduğu ideallerin peşinden koşarken, onlar bize yaklaşmış. Orta noktada buluşmuşuz. Gözümüz aydın :).

O yüzden Bu seyahati gün be gün aktarma sevdamdan vazgeçtim. Onun yerine herkesin gördüğü, yediği şeylerin dışında kalan, ufak keşiflerimden bahsetmeyi düşündüm. Benim anlatacaklarım size sadece bir çıkış noktası verebilir. Bizim gibi çoluklu çocuklu ailelere, biraz yardımcı olabilir. Sonuçta böyle uzun gezilerde herkes kendi macerasını çizmeli. Kendi keşiflerini yapmalı. Ama birkaç iyi tavsiyenin de kimseye zararı olmaz değil mi? Buyurun başlayalım…

Uçak

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aylar öncesinden planlarımızı yaparken, değiştirmeli ekonomi sınıfı ile comfort class aynı paraydı. Bizde ne olur ne olmaz planlar değişir diye, iadesiz bilete cesaret edemedik. Böyle olunca da biraz fazla para verip, comfort class’ı deneme şansına eriştik. Çok da iyi yapmışız. THY Comfort Class hakkaten ödül aldığı kadar var. Koltuklar, Dizi ve Filmler, yemek servisi ve 777-ER’nin kendisinden gelen konforu birleşince 14 saatlik yol bitmesin istedik. 🙂 Alvin ve Sincapları izlerken Arda’nın keyfine diyecek yoktu. Uçak’ın verdiği keyfimiz Los Angeles Havaalanında, pusetin gelmemesiyle biraz kaçtı. Arda’nın aslında pusetlik yaşı yok, ama Özellikle eğlence parklarında çok yürüyeceğimizi ve sıra bekleyeceğimizi düşünerek getirmiştik. THY bizimle aynı fikirde değilmiş. J Küçük bebeğim olsa daha çok sinirlenirdim ama çok takmadık. Tadımız kaçmasın diye orda peşinde de koşmadık. Ama siz bebekliyseniz aktarmalarda puseti mutlaka alın, ve uçağın orda verin…

Araba

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eğer Kaliforniya’yı gezmeyi planlıyorsanız, bunu mutlaka arabayla yapın. Hem çok daha fazla şey görüyorsunuz, hem de uçak + valiz işkencesinden çok daha kolay. Gerçi, benzin eskisi gibi ucuz değil. Galonu 3,85 ‘ti. Yani litresini yaklaşık 2 tl. ye geliyor. Bizim kiraladığımız Chrysler Town&Country Türkiye’deki adıyla Voyager’ın 3.5 litre motoru vardı. Depo 100 dolara doluyor. Onunla da 600 km. yol gidiyor. Benim Passat 1.4 , 300 TL’ye  doluyor 1000 km. yol gidiyor. Sonuç, biz Amerika’yı Passat’la gezmiş gibi olduk. 🙂 Bence artık Amerika’nın da atmosferik devasa motorları, pikapları bırakması gerekiyor.

Araba kiralama prosedürüne gelince biz AVIS’i tercih ettik. Valiz ve Gümrük işkencesinden sonra AVIS’te de 2 saat’e yakın sıra beklememiz tam tuz biber oldu. Uçağımız 17:00 de limandaydı biz 21:00’da ancak arabaya oturduk. Gerçi, AVIS personeli çok yardımcıydı, biraz bilgisayar sistemindeki bir aksamaya denk geldik falan ama, o kadar saatten sonra hiç çekilmiyor. Bilmiyorum diğer şirketler nasıldır. Oradayken, AVIS’in Prefered diye bir servisini gördük, siz gelmeden isme göre direk arabayı hazırlıyorlar. Önceden alınan bir miktar fazla para karşılığı tabi ki 🙂 İnternette dikkatimi çekmemiş. Siz o seçeneğe de bakın…

Los Angeles/Anaheim

İlk 5 gece 4 günümüzü baştan Disneyland’a ayırmaya karar vermiştik. California Adventures ile birlikte koşturmadan gezmek için bence 4 gün iyi. Fazla gelirse, belki 6 Flags Roller Coaster parkını da bu programa dahil edebilirsiniz. Anaheim da DoubleTree’de kaldık. Gayet iyiydi. Tavsiye ederim. Yalnız burada bir hatırlatma yapayım. Bookingden vs. otel ayarlarken şehir vergilerini de hesaba katın. Biz çok dikkat etmemişiz, tatil boyunca oteller epey pahalıya geldi.

Disneyland’e gelirsek, söyleyeceğim tek şey bol bol FastPass kullanın, sıra beklemeyin. Özellikle, rağbet gören Ride’lara sabahtan FastPass alın, aradaki zamanda ufak olanlarda zaman geçirin. Saatiniz gelince gidin, çok ufak bir sırayla binin. Çocuğunuz da perişan olmasın :). Ayrıca, çocuğum büyük demeyin puset götürün, götürmediyseniz kirası 15 dolar.

Disneyland’ı anlatmak anlamsız. Çocuklar için rüya gibi. Anaheim’daki yemek keşiflerinden bahsedersek kayda değer iki mekan var. Biri Pancake House, diğeri Miraloma Cafe. İkiside kahvaltı mekanı. Özellikle Pancake house, dev krepleri, çok çeşitli pancakeleri ve kahvesiyle tam bir Amerikan kahvaltısı. Artık 3000 kalori midir ? 5000 kalori midir? Bilmiyorum. :). Miralomanın ise sandiviçleri çok güzel.Kahvaltıyı sıkı yapın, sonra vurun kendinizi Disney yollarına…

 Highway 101

image_10

San Francisco’ya 101 no’lu otobandan gitmeye karar verdik. Yani aslında karar vermedik, biraz benim yanlış hatırlamamdan kaynaklandı :). Bol manzaralı olan Road 1 ile , 101 i karıştırmışım.  En azından hızlı bir şekilde gittik, diyelim. Bu manzarasız ve sıkıcı yolda, en azından ufak bir yemek keşfimiz oldu diye biraz avunduk. Good Ol’ Burgers ‘ın özellikle soğan halkaları meşhur.

San Francisco

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Francisco 17 yaşındaki Bertan için sanırım Dünya’nın en güzel şehriydi. Bu gidişimize kadar da her sohbette, Nerede yaşamak istersin? sorusuna verdiğim yanıt, hep San Francisco oldu. Fisherman’s Warf’ta yediğim yemekleri, manzaralarını, o özgürlükçü havayı hiç unutamadım. Hem şehir olup, hem de doğayla, denizle, ağaçlarla bu kadar iç içe olan yer azdır.

Ama gelin görün ki, San Francisco o havasını kaybetmiş. Ya da benim gözümde kaybetti diyebiliriz. Fisherman’s Warf’taki Turizm anlayışı ve kalitesi, bizim Eminönü civarına gelmiş diyeyim, gerisini siz anlayın :). Union Square ve Şehirdeki çoğu restoran, çocuk Friendly değil ! İlginçtir, şehirde de pek çocuk yok zaten. San Francisco LGBT dostu, Irk dostu, Cinsiyet dostu…. Vs. olabilir ama bir Yetişkin şehrine dönüşmüş.

Kaldığımız Otel Union Square’e çok yakın Orchard Otel isimli bir butik Oteldi. Booking de baya iyi puan aldığı için tercih ettik. Sonra da milletin neden bu kadar iyi puan verdiğini anlamaya çalışmakla geçirdik. Oda fena değildi ama o kadar paraya daha iyi olması gerekirdi. Ama personelin suratsızlığı, ilgisizliği dillere destan.  “ Günaydın “ ı esirgeyen tipler. Kısaca, tavsiye etmiyorum.

Eee peki kardeşim hiç mi iyi bir şey yok bu San Francisco’da ? 🙂 Var tabi, siz bana bakmayın Dünya’da görülmesi gereken yerlerden biri. Golden Gate Park ve içindeki Botanik bahçesi, Golden Gate Köprüsünün kendisi, Fok balıkları, Tramvayları, Dev Sekoya ağaçlarından oluşan Muir Woods ormanı, Gece Hayatı, Biz pek yiyemesek te Restoranları başka şehirlerde hala yok 🙂

Restoran deyince, Sinem’in çocukluk arkadaşı Okan bizi Castro’da bir Sushiciye götürdü ( Restoran isim ) . Baştan sona harika bir yemekti, kesinlikle tavsiye ederim.

San Francisco’yla ilgili son bir hatırlatma yapıp, Los Angeles’a geri dönelim. Otopark ücretleri, şehir genelinde çok pahalı. Toplu taşıma her yere var. Eğer çok şehir dışına çıkmayacaksanız. Burada kiraladığınız arabayı bırakabilir. Giderken tekrar kiralayabilirsiniz. Tabi kalış sürenize de bağlı…

Road 1

Amerika’nın ilk şehirlerarası otobanı, yani otoban dediysem bir gidiş, bir geliş :). Evet, 600 km’lik yolu 12 saatte alıyorsunuz ama manzarası inanılmaz. Yol kenarı restoranları harika. Tam bir motorcu yolu. Durup durup izlemek için. Lucy’s Diner’da Bulutların üzerinde yediğimiz Hamburgerlerin, ve yuvarladığımız Bud Light’ların tadı hala damağımda…

Country çalan Highway radyosu eşliğinde ya gidişte, ya dönüşte mutlaka görülmeli. Yolun kendisinin, Kaliforniya deneyimi üzerine en az şehirler kadar etkisi var.

Los Angeles ( Beverly Hills)

Bu bölümü alışveriş ve Los Angeles’ın geri kalanına ayırmıştık. 4 gün 4 gece. Alışveriş konusunda şansımız çok yaver gitmedi. Daha doğrusu taa oralardan taşımaya değecek çok şey bulamadık. Dolar 2 TL. olunca fiyatlar Türkiye’yle başa baş oldu. Birde artık eskisi gibi değil. Türkiye’de her şey var.  Özellikle bir iki marka dışında outletlerden beklediğimiz performansı alamadık. GAP ve NAUTICA epey ucuz. Ayrıca TJMaxx ve ROSS ‘lara da bir bakmakta yarar var. Bazen iyi bir şeyler çıkabiliyor. Bu söyledeiklerim tabi daha çok bayanlar için. Yoksa, bence hepsi zaman kaybı :)…

Universal Studios ve Hollywood Bulvarı mutlaka görülmesi gereken yerler. Universal Studios’ta FastPass benzeri bir olay var. Ama burada parayı veren, düdüğü çalıyor. Biletlere biraz daha fazla ödeyip sıra beklemeyebilirsiniz. ( Frontline PASS). Disneyland’i düşününce biz paraya kıyıp , bunu aldık. Ama açıkçası sıraların en fazlası 20 dakikaydı. Çok değdiğini söyleyemeyeceğim. En son eklenen Transformers çok iyiydi. 2014 ‘te de Despecible Me’nin ride’ı açılacakmış…vs.

Hollywood bulvarında Madam Tausods çok güzeldi. Kapanışına yakın gittik, tek başımıza gezdik diyebilirim. Bu sayede fotoğraflarda iyice cıvıtabildik 🙂 sonrasında Hooters’da bira,kanat ve kızlar harikaydı.

Ayrıca Santa Monica’da çok keyifli bir Okyanus günü geçirdik. Pasifik Okyanusu ve uçsuz bucaksız sahiller muhteşem. Ama denize girmek isteyince işler değişiyor. Su sıcaklığı 15 derece olduğu için, Antalya’nın hamam gibi denizini aramadık değil. Arda donarak ta olsa girdi tabi :). Sırf yürüş yapmak için bile mutlaka görülmeli…

Kaldığımız otel Sofitel’di. Biraz iş odaklı bir otel olsa da temiz ve kaliteli. Yalnız 2 tane Queen Bed’li oda alacaklar için söyleyeyim. Yataklar pek Queen  sayılmaz.

Los Angeles’ta yeme içme işleri biraz geçiştirme oldu. Gezmekten çok yorulduğumuzdan, öyle çok iyi bir akşam yemeği yemedik. Bu biraz içimde kalmadı değil. Çünkü, çok iyi restoranların bulunabileceğine eminin. Artık, bulursanız siz söylersiniz…

Las Vegas

Günah şehrine çoluklu çocuklu 4 gün ayırmamız hataymış, bunu Encore’un kapısından içeri girdiğimiz anda anladık :). Otel araştırırken en yenisi, en iyisi olsun diye düşündük. Çünkü kumar nedeniyle Otel fiyatları ucuz. Ama gelin görünki Las Vegas’ın en Partici ve çocuk dostu olmayan otelini seçmişiz. 🙂 Gerçi bekarlara, ve çocuksuz çiftlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Çılgın havuz partileri, David Getta performansı, muhteşem klüpleri ve ortalıkta yarı çıplak gezen rap yıldızları ve hatunları görünce 17 yaşındaki Bertan’ın zamanında burada olmak vardı, dedim :).

Las Vegas’ta gündüz yapılacak veya görülecek tek şey Oteller. Zaten bundan dolayı, bütün oteller birbiriyle bağlantı içinde. Bizde onları gezdik. Çok büyük bir M&M store var, görülmeye değer. Parti havuzu dışında otelde ufak bir havuz daha var. Suyu çok sıcak ve çimlenmelik.Sanırım her şey kumar odaklı düşünüldüğünden, onun dışındaki aktivitelere yer verilmemiş.

Gece olunca, işler biraz değişiyor. Şovlar, Bellagio’nun havuzu, havai fişekler ve ışıklarla şehir renkleniyor. Restoran tavsiyelerine gelince, Wynn-Encore’un karşısındaki, Strip Burger mutlaka denenmeli, patatesleri ve Bluecheese Burger’ı muhteşem. Üzerindeki, İtalyan restoranı’da gayet başarılı. Encore’un içindeki restoranlar’da biraz hayal kırıklığı yaşadık. Hem çok pahalı, hem de çok lezzetli değil.

Son olarak, bizim gibi çok sıcak bir sezonda gitmeyenler 1 gece kalmalı bir Grand Kanyon yapabilirler. 650 km. olduğu için günübirlik bizim gözümüz yemedi. Ama içimde de kalmadı değil…

San Diego

Sıra geldi turumuzun son durağı San Diego’ya. Önceki şehirleri daha önce görmüştüm ama San Diego’ya ilk kez geldim ve beklenmedik şekilde en çok burayı sevdim. Hem en iyi yemek deneyimlerimizi, hem de Anaheim’dan sonra eğlenceyi burada yaşadık. 🙂

Kaldığımız Otel Marriot, ortalama bir otel ama manzarası ve konumu güzel. Otopark ücreti her zaman ki gibi çok pahalı ve oda fiyatına dahil değil 🙂 . Onun dışında pek bir şey söyleyemeceğim, gezmekten otele sadece yatmaya geldik, diyebilirim.

Bir Gün Sea World, Bir gün LegoLand, Bir gün San Diego Zoo ve Bir günde Plajlarla göz açıp kapayıncaya kadar San Diego bitti. Şehir merkezini doğru dürüst gezemedik bile. Gas Lamp District’e ucundan bakabildik. San Diego ve çevresine 1 hafta bence daha iyi olurmuş.

Sea World’de şovlar muhteşem özellikle saatleri takip edip hepsine gidilmeli. Arda en çok Mantaları sevdi. O mantaları mıncıklarken, bizde Manta’nın rollercoaster’ına bindik. Jorney to Atlantis öğleden sonra kapalıydı. Keşke sabahtan binseydik diye hayıflandık. Burada da Front Line Pass benzeri bir şey aldık, çok fark yoktu ama kalabalık günlerde işe yarıyabilir. Özellikle şovlarda ayrılmış koltuklar bakımından.

LegoLand çok şirin bir yer, Aqua Park kısmı biraz zayıf bizim Antalya tatil köylerinde çok daha iyileri var ama geri kalanı harika. Lego bizim çocukluğumuzun oyuncağı, o zamanlar böyle bir şey olsaydı, herhalde düşüp bayılırdım 🙂 .  Buradaki Ride’lar daha çok çocuklara yönelik, o yüzden Arda çok sevdi.

San Diego Zoo, zamanının en iyi hayvanat bahçesi ama artık eskisi kadar etkileyici değil. 20 sene önce Türkiye’den giden biri için çok güzel olabilir ama inanın İzmir Doğal Yaşam Parkı’nın eksiği yok fazlası var. Tabi Türkiye’de Panda göremezsiniz o ayrı ama Tesis olarak yarışır.

Plajlar muhteşem, ahh birde Okyanus azıcık sıcak olsa 🙂

photo 3

Yeme içmeye gelirsek. En iddealı tavsiyemi burada yapıyorum. Phil’s BBQ ye gitmeden sakın dönmeyin. Tam 2 saat sıra bekledikten sonra ( Bu Amerikalılar sıra beklemeyi çok seviyor 🙂 ) yediğimiz Kaburgalar ( Rib) o kadar iyiydiki, öbür gün tekrar o sırayı göze alarak gittik ! Ayrıca, çok başarılı bir Steak House olarak, Lou & Mickey’s i tavsiye ediyorum. Pamuk gibi biftekler yedik ve son olarak Cuccina Urbana’nın odun fırından çıkan pizzalarını da es geçmeyin…

Ohhh Bitti.. Kalın Sağlıcakla ;

4 thoughts on “23 Days of California

  1. Geri bildirim: 23 Days Of California | Bertan Arpak

  2. Ohhhh Bittiii deme harika yazmışsın. Çok faydalı bilgiler not ettim, bildiklerimi de güncelledim. Konuşamamıştık ama öyle güzel yazmışsın ki zaten bu kadar detaylı konuşmamız da hiç mümkün olmazdı…. Okurken senin keyif alan ışıltını katarak okuduğum için ben de keyifli bir yolculuk yapmış kadar oldum..Eline sağlık

  3. merhaba
    san fransisco’dan los angeles’a yol alırken lucy’s dinner dan bahsetmişsin.
    tam olarak neredeydi adres verebilirmisin?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s