Hayatlara Dokunmak

1 Comment

finger-touching-water-01

Her insan varoluşun kaygısıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalsa da bu bizi birbirimizden azade varlıklar yapmıyor. İstesekte istemesekte birbirimizin hayatları üzerinde etkilerimiz muazzam boyutlarda. Bu etkinin oluşması için hayatta olmaya, aynı kuşakta olmaya bile gerek yok. Yüzyıllar öncesinde var olmuş insanlar bile bugün hayatlarımıza dokunabiliyor.Tıpkı durgun bir suya işaret parmağınızla dokunduğunuzda, sonsuzluğa yayılan dalgalar gibi…

Lafı daha fazla uzatmadan konuya gireyim. Bugünkü yazımın konusu olan insan, hayatımın iki noktasında önemli etkileri olan biri. Birincisinden daha önce haberim yoktu. Şimdi geriye baktığımda hayatımda en önemli ve keyif aldığım anlardan biri olarak görüyorum. İkincisi, içine girdiğim bir çeşit aydınlanma sürecinde, yoğrulduğum doktrinden çıkmamı sağlaması.

Benim hayatımdaki etkilerine geçmeden önce, Sevan Nişanyan’ı kendimce tanıtayım size. Türkiye’nin en Nefret edilen adamlarından biri kendisi. İslamcılar sevmez, ateist olduğu için. Solcular sevmez, bireyci olduğu için. Kemalistler sevmez, Objektif olduğu için. Türkler sevmez, Ermeni olduğu için. Ermeniler sevmez, Türk vatandaşı olduğu için. Tam 9 köyden kovulacak adam yani… Düşüncelerini  kendine saklasa sorun yok, ama işte bazı adamlar vardır, içine attımı düşüncelerini şişer, içi içini yer. Konuşmadan duramaz. İyiki de duramaz, çünkü tarihin akışını böyle adamlar değiştirmiştir hep. İşte öyle biri Sevan Nişanyan…

9-10 yaşlarındayım. Babam eve elinde koca bir paketle girdi. Heyecandan yerimde duramıyorum. Sene sanırım 1990. Gözlerime inanamadım. Kutunun üzerinde Commodore 64 resmi var. Kurmak için sabahı beklemek gerek, ama benim kendimi tutmam mümkün değil. Babam sanırım gözümdeki heyecanı görünce dayanamadı. Hiçbirimizin bilgisayardan anladığı yok. Gürcan abi vardı anlayan, onu aradı. Sağolsun o da akşam demeden çıktı,geldi. Kablolar takılmaya başladı, yanlış yere sokulmaya çalışılanlar için klavuza bakıldı 🙂 Öyle böyle derken kuruldu. Sıra oyun yüklemeye geldiğinde epey çuvalladı Gürcan abi. Bilenler bilir, Commodore’un kafa ayarı diye bir LANETİ vardı. Sonradan onun için kartuşlar falan çıktı da biraz kolaylaştı. O akşam sanırım oyunu çalıştıracağız diye 2 saat geçti. Oyunda ne ? BARBARİAN 🙂 . Sonunda başardık. İlk defa kafaları koparmaya başladığımda, virüs vücuduma yerleşmişti.

Daha sonraları ne oyunlarda ne joystickler parçaladım. Ekranda bir tane top dolaşacak diye, oturup saatlerce ne programlar yazdım. Benim gibi çoğu 90 kuşağı gencinin hayatında önemli bir yer tutar Commodore 64. Ama benim sevdam hiç geçmedi. Çevremde hep bilgisayardan en iyi anlayan adam oldum. Meslek olarak, Bilgisayarla ilgili birşey yapmamış olmam ilginçtir. ( Biraz mantığımın sesini dinledim sanırım.) Ama doktora yaparken bile sunumlarımda kullandığım flash animasyonları, 3D max videolarını hep o Commodre 64’e borçluyum. Hatta, biraz ileri gidip hiç yurtdışında yaşamamış olmama rağmen, ingilizcemin bu kadar iyi olmasını da Commodore’a atıf edebilirim.

İşte Sevan Nişanyan O Commodore 64’ü Türkiye’ye getiren adammış. Teşekkür Ederim..

İkinci kısım ise Kemalist Doktrin’le ilgili. MEB’nın bastığı tarih kitaplarını okuyarak geçti eğitimimiz.  Apolitik olmamızın en önemli etkisi buydu sanırım. Atatürkçü olmak, her derde devaydı. İnklaplar, Nutuk herşeyi açıklamaya yetiyordu. Türk tarihini bilmek yeterliydi bizim için, Öyle Dünya Tarihi, Avrupa’nın nasıl Avrupa olduğu. Amerika’nın nasıl Amerika olduğunu bilmeye gerek yoktu. Yeri gelmişken, aynı dönemde okuduğum arkadaşlarıma sorayım. Kürt kelimesini okurken duymuşmuydunuz ? Osmanlı Kanuniden sonra gerilemeye başlamıştı. Sırasıyla nereleri kaybettik, hangi tarihte kaybettik onları bir güzel ezberledik. Unuttuk gitti tabi..  Sosyal hayat, kültürel hayat nasıldı ? Çok üstünde durmaya gerek yok, Geriydi de geç… İşte bu şekilde yetişirken, çok ta sorgulamadık. Hep, derim. Düşünmek öğretilmedi bize..

Liberalizm kavramıyla Sevan Nişanyan’dan önce tanıştım. Aslına bakarsanız, hepsinin başlangıcı olarak kendi varoluş kaygımı hafifletmek için Felsefe’ye merak sarılmam, gerisini çorap söküğü gibi getirdi. İnsanın kendi içinde yaşadığı düşünsel devrim gibisi yoktur. Neredeyse ergenliğe adım atmak gibi sancılı geçen bir şüreç. Mantık farklı işliyor, duygular farklı. İlk dinimden kurtulmam çok zor olmadı ama ikincisi çok daha sancılıydı 🙂 İşte bu süreçte, yazdığı cesur yazıları ve kitaplarıyla, özellikle yakın tarih konusunda bana sorular sorduran, düşündüren Sevan Nişanyan’a ikinci kez Teşekkür Ediyorum.

“Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.”

Rene Decartes

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

One thought on “Hayatlara Dokunmak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s