Sığınak

Leave a comment

 “I think it’s very healthy to spend time alone. You need to know how to be alone and not be defined by another person.”

Oscar Wilde

Kendime bir sığınak yapmaya başladım.Hayır, hayır savaş sırasında yerin altına yapılanlardan değil, bir kafa sığınağı. Gerçi, bu kadar savaş çığlığının atıldığı memlekette, ondan da yaptırmak lazım ! ama ben önceliği kafama verdim 🙂 . Bu yazıp, çizme işlerine kalkıştığımdan beri, en çok, kafamı toplayacağım bir yere ihtiyacım oldu. Yazmasam bile okuyabileceğim, düşüncelererimi organize edeceğim, bir yer.
Bu kararla, ameliyathane olarak planladığım, ama bir türlü faaliyete geçiremediğim bir yer vardı. Babamın da ; üniversiteden emekli olunca,  odasındaki eşyaları, slaytları ve kitapları koyacağı bir yere ihtiyacı oldu. Böylece koyulduk işe…

Odanın kaba hatları belli olduktan sonra, eşyalar için İKEA’nın yolunu tuttuk. İKEA’yı ilk gördüğümden beri, bir pazarlama dehası olduğunu düşünüyorum. Dan Airely’nin kitabında bahsettiği, ve adını IKEA etkisi koyduğu fenomenden daha önce bahsetmiştim. Tamamen kendimiz yapmasak da, yapımına katkıda bulunduğumuz şeylere daha fazla değer biçiyoruz. Bu şekilde bakınca, sığınağım benim için çok kıymetli odu. 🙂 Kıymetli sığınağımda otururken bakın aklıma neler geldi….

“İnsan Sosyal bir varlıktır” diye çok söyleniyor, sosyalleşmeden gıda gibi beslendiğimizi söylüyorlar. Ben senin sırtınını kaşıyayım, sen benimkini kaşı mantığı, evrimimize dayandırılıyor. Bu söylenenler günlük yaşam için , kısmen doğru olabilir. Kısmen, diyorum çünkü bence, bu davranış biçimleri, kişisel çıkarlarımızı maskelemek için kullandığımız bir yöntem de olabiliyor. Benle, birlikte olduğumuz yer ise , yanlızlığımız. Varoluş, sorularına yanıt aradığımız, tamamen dürüst olabildiğimiz tek yer, o kafamızın içindeki sığınak. Bu, sığınaktayken keşfettiklerimizi, kendimize saklayamamamızın sebebi ise egomuzun beslenme ihtiyacı. Yani , tekrar sosyal varlık olarak ortaya çıkmak. Sosyalleşme ihtiyacımızın, kaynağı bireyselleşme ihtiyacı gibi görünüyor… 🙂 Biraz, paradoksal gibi ama !

Bu durumda EGO , o kadar da kötü birşey değil ! E peki sen bize EGO’dan kurtulursanız daha mutlu olursunuz demiyormuydun ? diyordum.. E bu ne yaman çelişki böyle ? Şöyle…

Ben, siz ne kadar kaçmaya çalışırsanız çalısın her zaman orada olacaktır. Ben’i ne ile beslerseniz, onunla doymaya alışacaktır. Ego’su doymuş insan, sakin, huzurlu, mutlu insandır. Yeteri kadar beslemediği durumlarda EGO, Akıl’ın etrafından dolaşacak ve kendini farklı kaynaklarla besleyecek bir yol bulabilir ! Bu yola da biz EGO’dan kurtulma diyoruz. Maddi hazlardan vazgeçmeye çalışarak mutluluğu arıyoruz. İşin aslı bu vazgeçişlerin, EGO’yu farklı bir yoldan beslediği… Yani soru şu… Bir ADA’da yalnız kalsanız,nelerden vazgeçerdiniz ? 🙂 . Cevap : Hiçbirşey !

Eğer aklımızı kullanırsak, daha mutlu olabiliriz. Egomuzuz beslemek için edindiğimiz Amaçları iyi seçmek gerekir. Basit amaçlar, kısa mutluluklar verir. Bir araba, Bir Ev edinmek, basit amaçlardır. Her zaman daha iyisi vardır. Daha iyi bir araba istemek yanlış değildir, sadece basit bir amaçtır. Ağırlıklardan kurtulmak, sağlıklı bir yaşam sürmek, işinde daha iyi olmak, çocuk yetiştirmek ise hayat boyu süren, ve başarması çok zor amaçlara bir örnek olabilir…

Sürekli bir Blog yazmak, bıkmadan usanmadan, azimle yazmak da, iyi bir amaç olabilir. Tek bir kişi okusa, tek bir iyi yorum alsa bile ; Ego’nuzu bunun kadar besleyecek başka birşey olmayabilir.. 🙂

Kalın Sağlıcakla;

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s