Şiddet Bölüm -1-

Leave a comment

 

 

“The cause of violence is not ignorance. It is self-interest. Only reverance can restrain violence – reverance for human life and the environment.”

William Sloan Coffin 

 

Birkaç haftadır, gerekli olduğu geniş yeri bulamasa da , medyada gündeme gelen konulardan biri, kadına şiddet. Karakoldaki dayak görüntüleri, 13 yaşındaki kıza tecavüz ve birkaç koca cinayeti sonrasında medyanın lütfedip, biraz eğildiği bu sorun, kapalı kapılar ardında hergün devam ediyor…Peki, kadınlara şiddet uygulanmasının veya temel olarak şiddetin kaynağı nereden geliyor? Şiddet nasıl önlenebilir ?  Cezalar ağırlaştırılmalı mı ?…işte bugün bu soruları biraz kurcalamak istiyorum..

 Seri katillerin, Tecavüzcülerin, Pedofillerin nasıl kendilerini yarattıklarını , şiddete eğilimin nasıl geliştiğini bugün yapılan nörolojik,psikiyatrik,psikolojik ve sosyolojik çalışmalar sayesinde çok daha net gözlemleyebiliyoruz. Şiddetin genlere bağlı olduğu gibi neo-kaderci  (benim terimim 🙂 ) mitler artık yıkılıyor ! . Genlerin bazı hastalıklara yatkınlık sağladığı bir gerçek, ancak çevresel koşulların değiştirilmesi ile genlerimizin üzerinden kolayca gelebiliyoruz. Düzgün bir toplum yaratmak ve şiddeti önlemek için nereden başlamak gerekiyor ?

 Bir problemi çözmek için, öncelikle problemin sınırlarını belirlemek ve tanımını iyi yapmak gerekiyor. Konu şiddet olunca en derine bakmak, problemin tam kaynağına nişan almak gerekli ! Bu kaynak ise “ Empati Eksikliği ” ve bu eksiklik çok bulaşıcı !! kuşaktan kuşağa giderek yayılarak artıyor. Ülkemizde, hatta medeni dediğimiz batı toplumlarındaki şiddet artışı, neredeyse logaritmik denilebilecek düzeyde ilerliyor. Bu ilerleyiş ise, sorunu çözmede mevcut yönemlerimizin yetersiz kaldığının bir göstergesi.

Şiddet’i ve buna paralel olarak Suçları önlemedeki mevcut sistemimiz suçluların ve şiddet uygulayanların, toplumdan geçici bir süre izolasyonu şeklinde. Bazı durumlarda bu hayat boyu hapis veya idam cezasına kadar gitse de, temel çözüm şiddeti uzaklaştırmaya yönelik. Bir nevi görmeyen göz katlanır misali…Şiddetten korunmak için seçtiğimiz bu yol, duygusal beyinlerimizin eseri. İlk tepki olarak gelişen intikam duygularımız, frontal kortex (akılcı beyin diyelim ) tarafından dizginlendiği ölçüde ceza uygulama yöntemlerimiz ve sürelerimiz de şekillenmekte. Kısaca akılcılık azaldıkça şiddete, şiddetle karşılık veriyoruz.

Şimdi bu noktada bu yazıyı okuyan biri şu soruları sorabilir, ki bende kendime soruyorum. “Eğer kendin veya yakınlarından biri şiddet mağduru olur ise, senin vereceğin reaksiyon nasıl olur ? ”. Bu soruyu şu şekilde cevaplamaya çalışayım , kendilerini akılcı varlıklar olarak tanımlayan insanoğlu, aslında duygularının,hormonlarının ve ilkel beyinlerinin güdümünde pek çok karara imza atmakta. Bu durum kimi zaman iyi kararlar almamızı, kimi zaman ise kötü kararlar almamıza neden olmakta. Sorunun yanıtı ise benim Frontal Kortex’imin , olası durumda patlama yaşayacak olan adrenalin ve pek çok hormonumu ne kadar dizginleyebileceğime bağlı ; ama bu dizginleme ne kadar olursa olsun, bugün burada, şiddetin çözümüne yönelik çözümlerimin , yakınına bile yaklaşmayacaktır. O nedenledir ki şiddettin çözümüne yönelik düşünsel egzersizler, şiddetin duygularımızı veya kararlarımızı en az etkileyeceği durumda ; yani şiddet mağduru olmadığımız zamanda yapılmalıdır.

 Şimdi, şiddeti tetikleyen çevresel etkenler konusuna dönersek, Özellikle geleceğin Empati yoksunu sosyopatları , psikopatları ve pek çok şiddet eğilimli psikolojik bozukluğu olan bireyleri, yetiştirmemek için ; nerelere müdahale etmek gerekiyor, bir bakalım.

Anne Karnı…beklide Dünya’daki en güvenli, huzurlu yer…Dünya’nın nasıl bir yer olduğuna dair ilk izlenimlerimizi edindiğimiz, özgüvenimizin başladığı yer. İşte şiddet kısırdöngüsünün de başladığı yer burası..Annenin gördüğü şiddet ( şiddeti sadece fiziksel olarak düşünmeyin, duygusal, cinsel…vs.) bütün stres hormonlarını etkiliyor, yetersiz beslenme ve yaralamaların sonuçları ise daha ağır. Doğumdan sonra şiddet aile içinde yayılıyor, baba hem anne hem çocuğa, anne çocuğa ve çocuk bu ortamdan kurtulursa ileride kendi çevresi ve ailesine şiddet uygulamaya devam ediyor. İşte müdahale edilmesi gereken ilk noktalardan birisi burası !!

Ailesinde şiddet hikayesi olan, sosyo-kültürel seviyesi düşük aileler başta olmak üzere bütün ailelerin çocuk bakımı, aile içi şiddet durumları ve sağlıklı bir ailede olması gerekenler, özel eğitimli personel tarafından, aralıklı olarak denetlenmeli. Gerekli görüldüğü takdirde eğitimler verilmeli, müdahaleler yapılmalı. Üstelik, bu denetlemeleri devletin tamamen üstlenmesine de gerek yok. Sivil toplum kuruluşları bu konuda çok başarılı işler yapmaktalar, devletin organizatör görevi alması ve kanunların uygulanmasında hızlı davranması , pek çok çocuğun hayatını değiştirebilir.

Tabi, bu noktada bir parantez açmakta fayda var. Özellikle ülkemizde ki üremeye düşkünlük, ve göç sorunları yukarıda bahsettiğim denetlemeyi yapmayı güçleştirmekte. Aile denetlemesine paralel olarak, nüfusun kontrolünü sağlamak ta çok önemli. Başka bir yazının konusu olabilecek bu konudan, kısaca bahsedelim. Çok çocuk sahibi olma, özellikle tarım veya hayvancılık ile uğraşan ailelerde görülmekte. İş gücü ihtiyacından doğan bu sorunun, kooparatif tarım ve hayvancılık, makine kullanımının yaygınlaşması , kasaba kültürünün artırılması ve tarım üretim politikalarının desteklenmesi gibi çözümlerle, önüne geçilmeye çalışılması gerekmektedir.

İkinci müdahale ise, şiddetin rehabilite edileceği yerde daha da körüklendiği okullar. Bizim ve Dünya’nın pek çok ülkesinin eğitim sistemleri benzer. İlkokul birinci sınıftan itibaren pozitif bilimlere odaklanmış , ahlak kuralları ve sosyal yaşam ile bilgileri tamamen dogmatik bir şekilde Din dersleri ile vermeye çalışan,  Çocukların kişiliklerine , Duygusal ve Sosyal zekalarına en ufak bir önem vermeyen bir sürü zırvalık !!! Ailelerin eksik olduğu, özellikle, Empati kurma ile ilgili konulara eğilebilecek, sınav sonuçlarından çok , İYİ bir insan olmanın ödüllendirildiği Okullar yaratmalıyız.

Hani, hep söylenen bir söz vardır. “ İlk öğretmen okuldan daha önemlidir. ” diye. İşte o öğretmenin iyi olması, mevcut sisteme karşı takındığı tavırdandır. Ders konularını bir kenara bırakıp, çocukların gerçek eğitimi olan duygusal ve sosyal gelişimlerine, odaklanmış olmasındandır. İşte öğretmenlerimizi bu şekilde yetiştirebilirsek, ailelerin yapmış oldukları hataları telafi edebiliriz. Daha sonraki nesillerde , bu hatalarla bir daha karşılaşmamak üzere.

To be continued…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s