Kanlı mı olacak Kansız mı Olacak ?

Leave a comment

Bayram da eşimle Roma’daydık. İtalya denince de ilk akla gelen şey yeme-içme ( benim ilk aklıma gelen, bayanların aklına maalesef alışveriş de giriyor 🙂 ) . Ayıptır söylemesi birbirinden güzel makarnalar, pizzalar , risottolar yedik; birbirinden güzel şaraplar içtik. Ama gezinin detayları başka bir yazının konusu…

 Bir akşam tavsiye üzerine gittiğimiz restoran da eşim et siparişi verdi. Tabi ki bendeniz de tadına baktım, tadına baktım derken yarısını ben yedim demek isiyorum 🙂 . Bizim memlekete kıyasla Avrupa’da hemen her zaman iyi ve yumuşak etler yememe rağmen bu et hakikaten inanılmaz yumuşaktı. Bu durum üzerine, akşam Facebook statüm de , konu ile ilgili olarak bizim memlekette en güzel hayvanların ( Gerçi eski hayvancılık kalmadı, dışarıdan baya et ithal ediyoruz ama ) yetiştirildiğini, ancak islami usullere göre kesilen hayvanların kanının son damlasına kadar akıtıldığını, bu nedenle de etin sertleştiğinden bahsetmiştim. Epey tepki çekti… Başlıktaki Erbakan’ın meşhur lafı, farklı bir amaç güdülerek söylenmiş olsa da , benim bahsedeceğim konuya da uygun bir başlık oluşturuyor. (Hah sadede gelebildim 🙂 )

 Ama bu yazıyı yazmaktaki amacım hayvan kesiminin Teolojik kökenlerini tartışmak değil! . Gelen tepkinin nedenini biraz kurcalamak. Eminin Kesim konusunun bir rasyonelizasyonu vardır. İşin içine inanç girince her tür kavramı rasyonelize etmek mümkün. Üzerine , bu rasyonelizasyonlar arasındaki kişisel yorum farkları da eklenince ;  Hacılar, Hocalar , Üniversite Hocaları , Mezhep önderleri , Tarikat Liderleri arasında Kravat kullanımının günah mı , olduğundan ; abdest suyunun kaç derece olması gerektiğine kadar tartışmalar mevcut. Tabi bu tartışmaların hiçbir zaman bir yere varması mümkün değil. Özellikle Türkiye’de…

 Neden Özellikle Türkiye’de diye soracak olursanız İslam Ülkeleri ( Gerçi bir ülkeyi, ülkede yaşayan çoğunluğun dini ile birleştirerek söylemek ne kadar demokratik bilemiyorum 🙂 ) içinde tek demokratik ( tamam..yarı-demokratik ) ülke Türkiye…Dinin baskı rejimleriyle halklara dayatıldığı ülkelerde bu tip konuları tartışmak mümkün değil. Burada mümkün ! Son yıllarda tartışma imkanı , Cehalet miktarının artışı ile ters orantılı olarak azalsa da…( Spesifik olarak konuşuyorum, yoksa Özerklik bile tartışılabiliyor artık… 🙂

 Tartışmaların bir yere varamayacak olmasına gelirsek, bunun nedeni inancın doğası. İnsanın bir şeye inanmak için rasyonel bir kanıta ihtiyaç duymaması, tartışmayı da anlamsız kılmakta. Anlamsız bir şeyi tartışmanın, normal şartlarda hoşgörü getirmesi beklenirken, insan doğasındaki aidiyet ihtiyacı, biz ve ötekiler kavramını, körüklemekte. Hem seküler kesim için hem de dindar kesim için bu böyle…

 Bu nedenle herkes kendi inancını bir başkasına dayatma peşinde.Tam bir Çorba 🙂 Bu çorbanın içine, biraz daha karıştırmak adına birkaç soru serpiştirelim..:)

 İçki içmek mi daha Günahtır yoksa kanı akıtılmamış et yemek mi ? Domuz eti mi yemek daha günahtır yoksa kanı akıtılmamış et yemek mi ? Ramazan da  içmek diğer aylara göre daha mı günahtır? İçki içmek mi daha günahtır Zina mı ? Günah günah mıdır yoksa derecesi var mıdır ? Derecesi varsa neye göre belirlenir ? Aynı soruların benzerleri sevaplar için de sorulabilir. Böyle yüzlerce soru sorulduğunu düşünürsek ve bu soruların yüz kişiye sorulduğunu düşünürsek bütün sorulara aynı cevabın verilmesi mümkün değildir. Çünkü cevapları kişilerin kendi vicdanların da saklıdır.

 Kişilerin vicdanları ile eylemleri arasında ki ilişki, iyi ve kötü denilen olguları oluşturur. Ahlak asla statik değildir. Hepimizin Ahlak anlayışının şekillenmesine , çevrelerimizin etkileri büyük boyutlardadır. Erken dönem tecrübelerden sonra , Ahlak devinimi yavaşlar. Ahlak devinimi yavaşladıktan sonra oluşan inançların ise kişinin günah ve sevap algısını şekillendirdiği söylenebilir. Ahlak ; bireysel ve toplumsal içe içe geçmiş çarkları ile ;  ileriye dönük algılarımızı veya geçmiş eylemlerimize bakış açılarımızı değiştirebilir. Oluştuğu dönemlerdeki Ahlak anlayışını yansıtan ,  Dinleri algılayışımız da kişiseldir. Herkesin Ölüm korkusu ile başa çıkma yöntemine saygı duymak gerekir ancak başa çıkarken kendisi için koyduğu kuralları , başkalarına dayatmasının önüne geçmek de gereklidir…

 Kalın Sağlıcakla;

“Morality is largely a matter of geography.”

Elbert Hubbard

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s